Siyaset kurumu itibar açısından halk nezdinde irtifa kaybediyor. Milletin siyasetçilere güveni gün geçtikçe azalıyor, bu durum millet ile siyaset arasında ciddi güven bunalımına sebep oluyor.

Millet siyasetçiyi, siyasetçi sistemi, rakiplerini zaman zaman halkı suçluyor. Güven bunalımının oluşmasında kimin ne kadar kusuru var? Bu konuyu biraz konuşalım istedim.

Bilirsiniz hakkı söylemek kolay değildir, tabi hakkı işitmek de nefsimize her zaman pek hoş gelmez. Lakin bugüne kadar nasıl ki kınayıcıların kınamasına aldırmaksızın fikirlerimi ve gözlemlerimi net olarak ifade etmişsem bu konuyu da açık yüreklilikle değerlendireceğim. “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batırmak” deyimini bilirsiniz. Bu yazıyı okumadan önce iğne ve çuvaldızınız hazır edin.

Önce toplumdaki ön kabulleri ve ortada duran açık örnekleri bir tarafa bırakarak, “Siyaset nedir ve siyasetçi kimdir?” sorusuna cevap aramakla başlayalım.

Siyaset kelimesinin kökü Arapça ‘siyasa’dan gelir ve yönetmek, eğitmek, yetiştirmek anlamına gelir. Kelime Bedevi toplumlarda at ve deve gibi hayvanların yetiştirilmesi ve terbiye edilmesi için kullanılmış olup, atları tımar eden kişiye de seyis denilmiştir. Siyaset, şehir ve insanların yönetimi, onların müreffeh, iyi bir hayat sürmelerini sağlama sanatıdır.

Kelime anlamından da yola çıkarak siyasetçi için; ‘kendini insanlığa adamış, dünyaya adalet üzere nizam verme ve insanların refahı ve saadeti için hizmet eden kişidir’ diyebiliriz. Buradan hareketle siyasetçi, milleti için bedel ödeyen, malından ve rahatından feragat eden, gerektiğinde hak ve halk için ölümü göze alan, canını veren kişidir diyebiliriz.

Bu tanımlar inandığı kutlu bir davası, uğruna mücadele ettiği mukaddesatı, kişisel hedefi uğruna asla çiğnemeyeceği değerleri olan siyasetçiler için geçerlidir.

Ancak ideal olanın dışında siyasetçi tipleri de vardır. Bunlardan bahsedelim. Günümüzde genel kabule göre üç siyaset/çi tipi/tarzı vardır.

1- Komisyoncu ve rantçı siyasetçiler

Bu siyasetçiler siyaseti maddi geçim kaynağı olarak görürler. Yetkisini, nüfuzunu, ilişkilerini kullanıp ihaleye müdahale ederek yüzdeliğini alır. Memur-işçi alımlarına müdahale ederek onlardan para alır. Bazı harcamalarını millete, çevresine, ihale sahiplerine, kamuya ödetir.
Bunların saygı görme, milletin gönlünde olma veya Allah rızası gözetme gibi bir dertleri de yoktur. Siyasete bisikletle girer Mercedes ile çıkarlar.

2- Protokol siyasetçileri

Kendisini başka türlü gerçekleştirememiş ve bir alanda varlık gösterememiş, siyaseti kendilerini göstermek ve tatmin aracı gören siyasetçi tipidir. Hedefleri bir rozet, bir koltuk, bir kravat ve havaalanına karşılamaya gidince protokole yer bulmaktır.

Beyniyle, fikriyle, kalemiyle, ilmiyle, hitabetiyle ve/veya geçmişiyle ortaya bir eser koyamamış, milletçe kabul görmemiş ve arzu ettiği ilgiyi görmemiş ama siyasette bir konum elde ederek insanlar tarafından ilgi görmeye başlamış olanlardır.

Bu yüzden asla siyasetten vazgeçemezler, siyaset dışında kalınca itibar görmeyeceklerini düşünürler. Kim başa gelirse gelsin mutlaka onun yanında olur ve onunla fotoğraf çekilerek kendisine bir konum elde ederler. Daha çok komisyon için siyasete girmenin ikinci aşamasıdır.
Bunların bir makamları ya da makam sahibi olan biriyle yakın ilişkisi yoksa kimse onlara selam vermez. Siyasette elde ettikleri makam ve unvandan önce bir evveliyatları yoktur.

3- Misyon ve fikir siyasetçileri

Bunların iddiaları ve idealleri ve bunlara uygun birikimleri, fikirleri, kimlikleri, şahsiyetleri ve ağırlıkları vardır. Her hangi bir makamları veya unvanları olmadığı zamanlarda bile şahsiyetleri ve duruşlarıyla toplumda karşılıkları ve saygınlıkları vardır.
Bunlar makamlardan güç almaz, geldikleri makamlara güç ve itibar katarlar. Siyasete derinlik ve katma değer kazandırırlar. Tevazu onların ayrılmaz özellikleridir.

Yönetilebilen değil yönetebilendirler. Bu sebeple diğer (1 ve 2) siyasetçi tiplerinin hiç haz etmediği ve bir yere gelmemeleri için hepsinin her fırsatta aralarındaki post kavgasını bırakıp onlara karşı ittifak ettiği kişilerdir.

Bunlar haktan ve halktan yana olan, adalet adına mücadele eden, hedefe varma adına asla gayri meşru yollara ve ittifaklara teşebbüs etmeyen, yalan, kumpas, tezgâh ve iftiralara tevessül etmeyenlerdir.

Şimdi bu tanımlara göre bu toplumda kime sorsanız ‘Ben işte bu üçüncü bentte tarif edilen siyasetçiyi istiyorum’ der. İnanıyorum ki toplumun kahir ekseriyeti bu talebinde samimidir.

Ancak, toplum içinde çok az olan ama siyasete yön veren, sesini yükselten, gündem belirleyen ve algı yapma gücü olan; siyaset tellaları için öyle değil. Nihayetinde samimi olan kahir ekseriyet susup inisiyatif almayınca o küsurun sesi maalesef tüm toplumun sesiymiş gibi oluyor!

Hepinizin her gün duyduğu ve belki de kullandığı birkaç cümle ile hafızamızı tazeleyelim!

-Yemesini de yedirmesini bilmiyor; bundan siyasetçi olmaz!
-Adam siyaseti öğrenmiş herkesi parmağında oynatıyor.
-Adam işini biliyor kendisini de çevresini zengin etti.
-Helal olsun hepsini oyuna getirdi kurt siyasetçi budur.
-Tamam. Efendi, bilgili biri ama siyaset için fazla temiz.
-Bu adamdan siyasetçi olmaz çünkü fazla dürüst.

Evet. Tüm bunlar ve daha fazlası bizim toplumumuzun siyaset ve siyasetçi için yaptığı tanımlar. Maalesef…

Ne kadar çok yalan söylerse, ne kadar çok kişiyi kandırırsa, kaç tezgah ve kumpasta başarı sağlarsa, kaç adam harcayıp saf dışı bırakırsa, ne kadar çok mal-mülk edinirse, etrafını haksız kazanç ile ne kadar çok zengin ederse, kendi menfaati için başkalarına ne kadar çok ihanet ederse ve rakiplerine ne kadar hakaret ederse; o EN İYİ SİYASETÇİ olarak kabul ediliyor ve bize de ettiriliyor.

Bunları yapmayanlar için “Bundan siyasetçi olmaz. Bu siyaset için fazla temiz. O gitsin namaz kılsın, vaaz versin. Ya hu ne desek haramdır, meşru değil, ayıp olur, hakkımız değil diyor böyle siyasetçi mi olur?” diyorlar.

Peki, bu siyaset tellalları bir yandan siyasetçiyi eleştirip itibarsızlaştırırken diğer taraftan da itibar sahibi dürüst siyasetçilere yol vermemek için ellerinden geleni yaparken biz millet olarak ne yapıyoruz?

Elimizi vicdanımıza koyarak cevap verelim.

Yalancı, iftiracı, hırsız, fırıldak, ahlaksız, edep bilmez siyasetçilere destek ve prim verip dürüst siyasetçilere ‘bu fazla temiz’, ‘kendisine de bize de faydası yok’ diyerek hayat hakkı vermeyen bir toplumun (tabi ki toplumun genelini kastetmiyorum) temiz siyaset talebi ne kadar samimi?

Dürüst adama yol ve destek vermemek, yalancı ve fırıldak olana da ‘helal olsun işi biliyor’ diye prim verip güç vermek ve sonra da siyasetçileri yalancı ya da hırsız diye eleştirmek ne kadar samimi?

‘Bu çalıyor’ deyip sitem edip birini devirmek isteyen ama yerine gelecek kişi için de ‘bu çalmaz, bu fazla temiz’ deyip engel olanlar aslında; ‘hırsızlık/yolsuzluk olmasın’ demiyor. ‘Bu ordan insin biraz da biz/bizimki yesin/yiyelim’ diyorlar.

Biz millet olarak toplumun sesi olmuş bu siyaset tellallarının kirli propagandalarını ve topluma dayattıkları tanımlamalarını red edip inisiyatif almak durumundayız. Yanlış siyasetçi tiplerine prim vermek yerine; onları ayıplayıp, dürüst olanları destekleyip güç vererek bu sorunun üstesinden gelebiliriz.
Siyasetçilerimiz Mars’tan gelmedi, toplumun içinden çıktı. Unutmayalım ki biz kendimizi değiştirmedikçe Allah bizim idarecilerimizi değiştirmeyecek.

Tabi millet ve siyasetçi arasında güven bunalımının büyümesinin başka sebepleri de vardır. Vesayet odaklarının medya başta olmak üzere her yolla sürekli siyasetçileri ve siyaset kurumunu itibarsızlaştırma ve gayri meşru yollara zemin hazırlama gayretini de görmezlikten gelemeyiz. Bunlar da konuşulması gereken bahisler.

Selam ve dua ile…