Bediüzzaman Said-i Nursi 1878 yılında Bitlis’in Hizan İlçesine bağlı Nurs köyünde dünyaya gelmiş, bölgenin Meşhur Mutasavvıf ulemasının yanında ders görmüş, kısa zamanda muhteşem zekası ile göz doldurmuştur. Siirt’te Meşhur Allame Molla Halil Es’Serdi’nin torunlarından olan Şeyh/Molla Fethullah’ın yanında ders görürken ilk kez kendisine BEDİÜZZAMAN lakabı ile hitap edilmiş, Yüzyılın dertlerine ilaç olacak değerli Risaleleri kaleme almış 1960 yılında Şanlıurfa’da vefat etmiştir.

Asrın müceddidi olarak kabul edilen; Muhteşem bir Zeka, İlim, İman, Cesaret ve Feraset sahibi olan Üstad Müslüman, İtikaden Ehli Sünnet, Mezheben Şafii, Tarikaten Nakşibendi ve Etnik mensubiyeti olarak Kürt idi.

Bediüzzaman; Şeyh Said-i Nursi / Şeyh Said-i Kurdi / Said Nursi / Molla Said / Said Okur / Molla Said-i Kurdi / Molla Said-i Meşhur gibi değişik isim ve lakaplarla anılmıştır.

Ancak; Kur’an ve Sünnete uymakla mükellef olan biz Müslümanlar nasıl ki; Kur’an ve Sünneti kendimize uydurma çabasına girmişsek, Üstad Bediüzzaman Said-i Kurdi’yi de olduğu gibi tanıyıp kabul etmek, ilim ve ferasetinden istifade etmek yerine onu kendi siyasi ve iktisadi amaçlarımıza göre tanımlamaya çalışmışız.

Şöyle ki;

Bediüzzaman’ın yolundan gittiğini iddia eden cemaatlerin birine bakıyorsunuz onlara göre Üstad sanki hiç Kürd kimliğinden ve Kürdistan coğrafyasından söz etmemişçesine eserlerindeki tüm Kürt – Kürdistan kelimelerini çıkarmış Üstadın tüm eserleri ve mektupları ULUS Devlet tezine uygun hale getirilmeye yani Türkleştirmeye çalışılmıştır.Diğer bir cemaat Türkleştirmenin zor olduğunu görmüş olmalı ki; orta yolu bulma adına onu Arap yapmak için Seyyid olduğunu iddia etmiş ve bu tez üzerine hiç küçümsenmeyecek bir çaba sarf etmiştir.

Son dönemlerde Ulusçuluk ve Türkçülük tezlerinden bu kadar zulüm görmüş olmalarına rağmen aynı yanlış ile yola çıkan Kürt Ulusçusu, Kürtçü DİNDARLAR(!) Üstadı bir Kürt Ulusçusu olarak tanıtma, Ümmetçi özelliğini gizleme, Türklere, Araplara ve diğer İslam unsuru olan milletlere olan sevgisini tamamen görmemezlikten gelerek sadece KÜRD kimliğini ön plana çıkarmaya çalışmaktadır.

Diğer bir taraftan birileri Üstad’ın sadece Zulme ve Otoritelere karşı başkaldıran Mücahid özelliği ile ilgilenirken bir diğeri Üstadı Direnişe karşı, Otoritelere ram olan, uysal, ılımlı,suya sabuna dokunmayan biri olarak göstermeye çalışmaktadır.

-Birine göre Bediüzzaman asla Kürd değilken, diğerine göre sadece Kürd’tür.

-Birine göre Bediüzzaman direnişe karşıyken, diğerine göre sadece Direnişçidir.

-Birine göre Bediüzzaman sadece Mutasavvıf iken diğerine göre Tasavvufa kökten karşıdır.

Kısaca Bediüzzaman’ı olduğu gibi yani; Kürt ama Kürtçü olmayan, Tarikatlı ama Tarikatçı olmayan, Mezhepli ama Mezhepçi olmayan, Müçtehid ama sözü Kur’an ve Sünnetin üzerinde olmayan, Mücahid ama stratejiysen ve en önemlisi IRKÇILIĞA ve ULUSÇULUĞA şiddetle karşı İttihad-ı İslamın sağlanması için yeri geldiğinde Silahı ile, yeri geldiğinde İlmiyle, yeri geldiğinde bedeniyle mücadele eden bir ümmetçi ve aynı zamanda İnsanı seven bir eğitim gönüllüsü, ‘’Emri bil Ma’ruf Neh’yi anıl münker’’ görevini layıkıyla yapan pek tabi hataları da olan bir KUL olarak kabul etmek varken kendi siyasi hedeflerimize göre değiştirmeye çalışmışız.

Diyeceksiniz ki; Kur’an-ı ve Hadisleri kendisine uydurmaya çalışan bir toplum bir İslam alimini ve yazılı eserlerini kendine uydurmaya çalışmış çok mu.?! Tabi ki değil.

Selam ve dua ile…