Uzun zamandır kulislerde konuşulan, Oslo Görüşmelerinin medyaya sızması  ve 7 Şubat MİT krizi ile belirginleşen, 17 Aralık Operasyonları ile de tamamen gün yüzüne çıkan Hükümet & The Camia arasındaki gerginlik Ülke gündemini meşgul etmeye devam ediyor.

The Camia Dershane konusu ile başlattığı ancak çok farklı argümanlar ile yürüttüğü mücadelede hedef aldığı kişi ve kurumlara bakılınca mevzunun aslında Dershane olmadığı kavganın da The Camia ve Ak Parti Hükümeti arasında olmaktan ziyade The Camia da içinde tüm gücüyle bulunduğu Ulusal ve Uluslararası bir güç birliği ile Devlet arasında olduğu net olarak görülmektedir.

Önce Dershane ile başlayan sonra ismi Yolsuzluk ile tevil edilen operasyonda Cemaat medyasının başlattığı Toplumsal algı oluşturma çabalarında;

-İsrail’in yıllardır Dünya kamuoyunda İHH’yı El Kaide ilişkilendirme çabasına adeta İsrail adına veri oluşturma ve toplama faaliyetleri.

-Suriye konusunda MİT’i El-Kaide ile ilişkilendirerek Türkiye Cumhuriyetini Dünya Kamuoyu karşısında ‘Teröre Destek veren Ülkeler’ listesine yazdırma çabası.

-Bazı gazetecilerin sosyal medya üzerinden İngilizce tivitler ile Başbakan Erdoğan’ı ‘’Cihadist’’, ‘’El-Kaide’yi koruyan’’  diye batıya şikayet etmeleri.

-Barış Süreci’nin ‘’İhanet Süreci’’ olarak nitelendirilmesi, Hükümetin Barış Süreci ile Cemaati PKK’ye sattığı propagandasının yapılması.

-Hükümetin Köprü, Yol, Tünel ve Havaalanı gibi dev yatırımlarının direk hedef alınması.

-ABD’nin tehditlerine rağmen Kürdistan Petrolleri için garantör banka olan Halk Bankasının hedef alınması.

Asıl hedefin Recep Tayyip Erdoğan’sız bir dönem ve Yeni Türkiye’nin kurulmasının engellenmesi arzusu olduğu herkes tarafından görülmüştür. (Başbakan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı içerde ‘’İRANCI’’ dışarda ise ‘’EL-KAİDECİ’’ ilan etme tutarsızlığı da gözden kaçırılmamalıdır)

Ba’de külli hisap; Hedef Yeni Türkiye yani Devlet olunca Meşhur Allame Molla Halil Es’Siird-in torunu Büyük Mutassavuf Şeyh Mahmud Ez’Zokayd-i’nin verdiği bir ‘’Baston’’ örneği aklıma geldi.

Şeyh Mahmud (ks) derdi  ki; ‘’Devletler bastonun papucundan (Bastonun yere konulan ucu) Kefik (Bastonda elle tutulan yer) kadarki  alanda olan güç kavgalarına karışmazlar. Sap ile Papuç arasında hangi Cemaat (Dini veya Seküler)/Tarikat/Dernek/Vakıf/Parti/STK…  üste çıkar, güçlenir, etki alanı artarsa artsın Devlet karışmaz.

Ancak ne zaman ki; En üste çıkan yapı haddini aşar da Devletin kimse ile paylaşmadığı SAP kısmına (Kürtçe’de KEFİK denir) elini atmaya teşebbüs ederse, yani Devlet otoritesine ortak olmaya teşebbüs ederse !

İşte o zaman Devlet refleksi devreye girer ve Baston’un papucunu sert bir şekilde yere vurur: En üste çıkan yapıyı en alta indirir.!’’

Sanırım bugün bahse konu Yapılanma Bastonun Devlete ait bölümüne elini atma teşebbüsünde bulunmuştur. Haliyle Devlet de Bastonun papucunu sertçe yere vuracaktır.

Bu olay Başbakan veya Fethullah Gülen’nin şahsı ile sınırlandırılacak kadar basit bir olay değildir, o nedenle de yapılan tartışmalarda üsluba azami dikkat etmeli, kişiler rencide edilerek ötekileştirilmemelidir.

Allah’tan (cc) perdeleri kaldırıp hakikati görmemizi, bize feraset ihsan etmesini, bu kavgayı Ümmetin ve Ülkenin hayrına bir sonuç ile sonuçlandırmasını niyaz edelim.

Selam ve Dua ile…