Nasıl oldu da PKK’den kaçan Kürtler ve çocukları, batıda PKK’li oldu? Kürtlerin, Arapların ve Türklerin birlikte kardeşçe yaşadığı 3 dilli Siirt’ten sesleniyorum: Ey insanlar! Geçmişe dair ne varsa; unutma nimetinden faydalan, herkes kendi şehrinde imkânları ölçüsünde bir şeyler yapsın!

İslam kardeşliği ve insanların birbirlerini farklılıklarıyla kabul edip, tanışıp, birbirlerine tahammül edip, birbirlerine şefkat ve merhametle muamele edip birlikte yaşamaları Allah’ın emirlerindendir.

İnsanlar arasında fitne çıkarma, kan döktürme, merhameti ve şefkati ortadan kaldırma, insanları boylara ve soylara göre çatıştırma ve ayırma da hiç şüphesiz iblisin mesleği ve davasıdır.

İnsanlık tarihi de her dönemde bu kardeşliği savunan, marufun egemenliği için mücadele edenler ile iblisin davasını güdenlerin amansız mücadelesine sahne olmuştur ve bu mücadele kıyamete kadar da devam edecektir.

Bizler Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan başta Türkler ve Kürtler, son iki asırdır bu fitneden en çok zarar görenler, iblisin ete kemiğe bürünmüş temsilcilerinin en çok oyununa gelen ve hâlâ onların içimize koyduğu fitnenin cenderesini çekenleriz.

Hiç şüphesiz bu fitnenin içimizde bu kadar büyümesi, kötülüğün hayat bulması ve iblisin içimizde kendisine bu kadar taraftar bulması onun gücü ve kudreti değil bizim imanımızın zaafa uğraması, değerlerimize sadakatimizin zayıflığı ve marufun egemenliği için vermemiz gereken mücadelede tembellik göstermemizdir.

Bu duruma gelmemizin tabii ki birçok sebebi var. Tüm bu sebepler ve sonuçları üzerinde uzun uzun konuşmak mümkün olmayacak, benim değinmek istediğim bir tek husus var.

PKK’DEN KAÇANLARIN ÇOCUKLARI PKK’Lİ OLDU

İblisin insanlığa öğrettiği ırk ve nesep asabiyeti ve bu asabiyetle amel edip aramıza fitne sokanlar yüzünden bir asırdır daha yoğun yaşadığımız ve son 40 yıldır da binbir sebep ve odağın gayretiyle silahlı teröre dönüşen bu kardeş kavgasında gözden kaçırdığımız bir husustan bahsediyorum.

Terör yüzünden ve dönemin devlet uygulamaları nedeniyle geçmiş 20 yılda şehrini, köyünü terk edip batı illerine göç eden Kürtlere ne oldu; nasıl oldu da PKK’den kaçan Kürtler ve çocukları batıda PKK’li oldu?

Dikkat çekmek istediğim husus: PKK’nin baskı ve zulümlerinden kaçıp batıya göç edenler nasıl oldu da PKK’li oldu?!

Bunun tabii birçok sebebi  var; marjinal örgütlerin faaliyetleri, medyanın dili, sosyal medyada asılsız, yalan ve montaj haberlerle algı operasyonu ve daha birçok sebep…

Ben daha çok halk arasındaki muameleden kaynaklanan sebep üzerinde durmak istiyorum. Nihayetinde iblisin temsilcisi olanlara ‘Sen neden bu insanları rahat bırakmadın, burada da aynı fitneyi büyütmeye gayret ettin’ diyecek halimiz yok. Onlar mesleklerini icra etmişler.

OLMAK ZORUNDA KALMANIN TRAVMASI

Halk arasındaki muameleden kaynaklanan sebebi de iki şekilde değerlendiriyorum:

1-Kürtler gelenekleri gereği misafirperver ve fedakâr insanlardır. Köylerinde veya küçük şehirlerinde birbirlerini tanır, selamlaşır, ikramda bulunur ve yardımlaşırlar. Hatta Kürtler kendi şehirlerinde misafir olan asker, polis, öğretmen, memurlara ve ailelerine özel bir kıymet verir, izzet ve ikramda noksanlık göstermezler.

Şehir hayatı yaşayanlar ise, daha çok bireysel yaşamı tercih eden, kapı komşusunu bile tanımayan, selamlaşmayan, ikramda bulunma geleneğini maalesef zamanla kaybeden insanlardır.

Kürtler kendi mahallelerinde ölmüş birinin cenazesini kendi cenazeleri gibi sahiplenir, günlerce komşusunun taziyesinde cenaze sahibi gibi oturur ve taziye bitene kadar cenaze sahibine kendi evinde yemek yaptırmaz, sırayla her gün biri cenaze sahibi ev halkına ve misafirlerine yemek yapıp götürür.

Şehirlerde ise yaşam şartlarının zorluğu, ulaşım sorunu, zaman yetersizliği ve daha birçok sebeple en yakının cenazesinde bile camiye gidip cenaze namazına katılmak ve/veya defin esnasında orada olmak yeterlidir.

Kendi köyünde onlarca misafire sofra açabilen insanların şehirlerde işportacı, pazarcı olmak zorunda kalmalarının ruh hallerinde oluşturduğu travmayı takdir edersiniz.

Üstüne bir de böyle bir geleneğin ve kültürün içinden çıkıp bir anda kendisini kimsenin selam vermediği, tebessüm etmediği, kendi geleneklerinin tam tersi bir yaşamın içinde kendini bulunca sudan çıkmış balığa döndüler ve belki de bunu kendilerine karşı bir tutum olarak algıladılar.

Bu tutuma karşı bir refleksle kümeleştiler, kendilerini güvene almak için normalde memlekette selam vermeye tenezzül etmedikleri birçok kişiyle salt hemşehrilik çatısı altında birbirlerine sıkıca sarılma gereği duydular. Zamanla bu asabiyete dönüştü veya asabiye davası güdenler için iyi bir zemin oldu…

GELELİM ASIL MEVZUYA

2-Takdir edersiniz ki iblisin avukatlığını yapıp ırk ve nesep asabiyetiyle insanları birbirlerine karşı tahrik edenler, sadece Kürtlerin içinde değil Türklerin de içinde vardır; hatta zaten Kürtler bu illeti Türklerin ırkçılarından öğrenmiştir. Bugün de Kürtlere asabiyeti öğreten hocaları olan Kemalistler ve o öğretiyi kendine din edinen Apoistler ittifak yapmış, yıllardır insanların vücuduna zerk ettikleri asabiyet zehrinin meyvesini almak yani bir iç savaşla kanlarını birbirlerine döktürmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

PKK’nin her eyleminden sonra batı illerine gelen asker, polis, öğretmen, doktor cenazesinin oluşturduğu üzüntü, öfke ve bu öfkeden nemalanmak isteyen siyaset dili, dışarıdan kumanda edilen medyanın empoze ettiği algılar, ırkçı eğitim anlayışları, daha çocuk yaştakilere okutulan iç düşman temalı yalan tarih kitapları, bu savaşta akan kana ekmek banan zalim elitler, halkın ensesinde boza pişiren seçkinlerin kendi konumlarını korumak için sergiledikleri sinsi tutumlar, fukara asker ölürken askeri helikopterle pikniğe giden insafsız zalim generaller ve o zevkü sefayı sürdürmek için halka söylettikleri sloganlar, halkın çocuklarını özgürlük vaadiyle dağa götürüp onları kendilerine cariye edinip harem kuran cani/zalimler ve geliştirdikleri zehirli sinsi süslü sloganların toplum üzerindeki etkileri en önemli etken olmuştur.

Şimdi gelelim asıl mevzuya…

Onlar bu fitne ateşini körükleyip büyütürken biz kardeşliği tesis ve marufun egemenliği için mücadele edenler ya görevimizi yapmadık ve/veya görevimizi doğru yapmadık.

Şöyle ki; vakıflarımız, derneklerimiz, siyasetçilerimiz, sivil toplum örgütlerimiz, zenginlerimiz gönül köprüsü kurmak isteyince hep batı illeri ile doğu illeri arasında köprüler inşa etmek istedi veya etti. Bunu yaparken de maalesef batıda onlarla aynı şehirde, aynı sokakta, aynı apartmanda yaşayan doğulu kardeşlerini ihmal etti.

Gerçek şu ki; son on yılda PKK dağ kadrosu eleman ihtiyacını, maddi desteğini, lojistik desteğini büyük çoğunlukla batıda yaşayan Kürtlerden sağlamaktadır. PKK artık doğuda yaşan bir Kürt’ten aldığı desteğin daha fazlasını (veya artık alamadığı desteği) İstanbul, Ankara, Bursa’da yaşayan Kürtlerden almaktadır.

Ve bilesiniz ki; doğuda yaşayan Apo’cu Kürtler, batıda yaşayan Apo’cu Kürtler kadar ateşli ve azgın değildir. Doğudaki birçok Kürt çocuğunu dağa, Avrupa’ya veya suça götürenler de batıda yaşayan Kürtler veya onları ideolojik olarak esir alan marjinal sol örgütlerdir.

EY İNSANLAR, SİZE SÖYLÜYORUM!

Uzaktan gazel okuyan, yalan yanlış haberleri yayan ve algı yapan yurt dışındaki Diaspora Kürtleri ve onların yurt içi temsilcisi olan batı illerinde yaşayan tok Kürtlerin sıcak ortamda geliştirdikleri ideolojik tezlerini, batıda ekmek parasına çalışan gariban Kürtler ve doğuda yaşayan Kürtler üzerinde hayata geçirme çalışmalarına bir dur demenin ve tedbir almanın vakti gelmiş; hatta geçmiştir.

“Zararın neresinden dönülse kârdır” şiarı, “Müslüman aynı delikten iki kez ısırılmaz” şuuruyla buradan; Kürtlerin, Arapların ve Türklerin birlikte kardeşçe yaşadığı 3 dilli Siirt’ten sesleniyorum:

Ey insanlar!

Ey Müslümanlar ve ey kalbim temiz diyen insanlar!

Ey; marufun egemenliğini kendine şiar edinen vakıflar, dernekler, sendikalar, siyasetçiler, zenginler, basın mensupları, dili söz, kalemi edep nakşedenler ve ey gönlü zengin cebi fakir insanlar!

İnsanlığı yeniden yeşertmek, medeniyeti yeniden inşa ve ihya etmek, millet-i İbrahim hukukunu yeniden tesis temek için ses ver!

İmkânın varsa; senin iline göç etmiş Kürt ailelerle ‘Kardeş Aile’ uygulaması başlat, fakirlerine el uzat, işsizlerine iş ver. Dernekler arası kardeşlik köprüsü kur, ortak festivaller yap, ortak konferanslar, seminerler, buluşmalar yap.

İmkânın yoksa; bir selam ver, cenazesine omuz ver, sıcak bir tebessümle kardeşlik için ilk adımı at, evinde bir çaya bir çorbaya davet et, onun ekmeğini bölüşmek için evini ziyaret et.

Aynı tastan bir çorbaya kaçık çalmak için bir organizasyon yap; Kürtlüğü, Türklüğü unut. İslam kardeşliği, insan eşitliği şiarıyla bir şeyler yap. Ekmeğin yok, çorban yoksa en azından namazda buluşma organizasyonu yap, onu kendine imam yap, sen ona cemaat ol, sen ona imam ol, o sana cemaat olsun.

Alışverişini AVM’den değil kardeşinin bakkalından yap, işini emperyal bir şirkette değil kardeşinin atölyesinde yaptır. Geçmişe dair ne varsa; unutma nimetinden faydalan, İslâm olmanın erdemiyle affet.

Ey ümmetin imamları ve ey imamları yetersiz bulup beğenmeyen Müslümanlar, bu çağrıya ses verin!

Herkes kendi apartmanında, kendi iş yerinde, kendi sokağında, kendi mahallesinde, kendi şehrinde imkânları ölçüsünde bir şeyler yapsın. Önderlik yapın, eğer siz iyilikte yarışmayacaksanız iyiliği, vefayı, merhameti, şefkati kim yaşatacak? Kim marufu egemen kılıp insanlığı bu zilletten kurtaracak? Kim ümmetin içindeki bu kardeş kavgasına son verip Müslümanın izzetini kurtaracak?!

Siz batıda “vira bismillah” deyip başlayın, kardeşlik fidanını dikin. Emin olun ki; orada diktiğiniz fidanın henüz yaprakları çıkmadan meyvelerini doğuda göreceksiniz.

Selam ve duayla…