Tam bir asır önceydi…

İçimizdeki bazı gâvur uşağı ezikler, bizi bizden daha çok sevme rolüyle, bize daha iyi yarınlar vaad ederek; önce bize bizim coğrafyamızın etrafında koruyucu sur olan liderlerimizi devirtti sonra da bizi birbirimize düşürdü ve nihayetinde biz birbirimizi yerken, kapıyı açıp gâvuru evimize alıp bizi onlara yem etti…

O zaman da yine gavura biat etmeyen ve gavurun sahnesinde figüran olmayı red eden izzet sahibi liderlerimizi “Yolsuzluk, Diktatör” diye; bizi de “Çağdaşlık, Demokrasi, Özgürlük…” sloganları ile tezgah ve kumpaslarla onlara karşı yürüterek, itiraz ettirerek, protesto ettirerek ve nihayetinde onları önce gözümüzden ve gönlümüzden sonra da yönetimden/tahttan düşürdüler.!

Devletimizin içine sızdılar, yönetimi ele geçirdiler ve gâvura/düşmana davetiye çıkararak bizi kurtlar sofrasına iradesiz/lidersiz olarak attılar…
İmparatorluğun çok yerinde hesapları tutsa da dedelerimizin/ninelerimizin şanlı direnişi sayesinde Anadolu, Mezopotamya ve Rumeli’de hesapları tutmadı. Kurtuluş Savaşı vermiş ve zaferle çıkmış bu millet yaralarını sararken bu defa da aynı kişiler sahte komutanlık hikayeleri ve düzmece zafer senaryoları ile milletin zaferi sahiplenip kahraman rolünü çaldılar.

Milletin zaferini çalan bu sahte kahramanlar gidip muzaffer bir milletin Mezopotamya’da, Rumeli’de ve Anadolu’da kanları ile muhafaza ettikleri vatan topraklarını (Ege Adaları, Batı Trakya, Musul, Kerkük, Halep, Süleymaniye…) taşeronluklarını/uşaklıklarını yaptıkları sahiplerine masada takdim/ikram ettiler.

Bizim atalarımız savaşıp canlarını vererek zafer kazandı ama gâvurun/onların çocukları gelip o zaferi sahiplenip dedelerimizin kahraman rolünü çalıp bizi cephede yendiğimiz düşmana masada mağlup ettirdiler.
Yetmedi…

Bir de gelip cepheden sağ dönen dedelerimizden gavurun intikamını alırcasına; onları idam ettiler, sürgün ettiler, işkence ettiler, zindanlara attılar.
O gün cihat çağrısı olan Ezan-ı Muhammediye’yi susturdular, savaşı organize eden ve cihad ruhunu koruyan; sahaya/cepheye yansıtan tekke-zaviye, tarikat ve cemaatlerin tümünü kısaca tüm dinamiklerimizi yok ettiler.

Bir asır sonra aynı senaryo yeniden sahneye konulmaya başlandı…

Dün Osmanlı Devleti’nin sınırları etrafında sur görevi gören Sultan Abdülhamid Han’ı devirip Osmanlı Devleti’ni parçalayanlar bugün fiziki sınırları Anadolu ve Mezopotamya, gönül sınırları İslam coğrafyası olan Devletin etrafında koruyucu Sur görevi gören Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı devirip; fiziki sınırlarımızı bir daha parçalamak ve gönül coğrafyamızdaki umudu yok etmek istediler/istiyorlar.

*Defalarca “Ordu Göreve” diye sokağa çıkıp taptıkları demokrasi putunu ahlaksızca yediler olmadı.
*Milletin partisini kapatmaya çalıştılar olmadı.
*Defalarca Darbe planı yaptılar ama uygulayamadılar.
*Muhtıralar ile ayar vermeye teşebbüs ettiler olmadı.
*MİT üzerinden bir tezgahla yıkmaya çalıştılar olmadı.
*Defalarca türlü suikast girişimleri ile yok etmeye çalıştılar olmadı.
*3 ağaç bahane ederek GEZİ dediler, anarşizmi hakim kılıp ülkeyi yönetilemez hale getirmek istediler olmadı.
(Ağaç/eqoloji/demokrasi diyenlerin önümüze Emperyalizmin talepleri olan “köprü, havaalanı yapma” talebi getirdiğini hatırlatmama gerek yok)
*17/25 Aralık’ta Kürdistan Petrol paralarının yatacağı Halk Bankası başta olmak üzere ABD adına operasyon yaparak yine “Yolsuzluk-Diktatörlük” yalanı ile polis/yargı darbesine kalkıştılar olmadı.
*Aynı zurnanın deliği oldukları DAEŞ ile yaptıkları tiyatro bir savaş üzerinden Kobani’yi bahane ederek yakıp-yıktılar olmadı.
*Çözüm Sürecini sabote edip hedef gözetmeksizin bombalarla insanları vahşice öldürdüler olmadı.
*’Seni Başkan Yaptırmayacağız’ sloganı etrafında tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi topyekün saldırdılar yine olmadı.
*Türlü yalan ile algı operasyonları ile Türkiye’yi DAEŞ ile ilişkilendirip “Teröre destek veren ülkeler” listesine koyup NATO müdahalesine zemin hazırlamak istediler olmadı.
*Dervimci halk savaşı ilan edip savaşı şehirlere taşıyıp iç savaş çıkarmaya çalıştılar olmadı.

Ve nihayet…

15 Temmuz gecesi topyekün hayasız bir akın yapıp işgal girişiminde bulundular. Millet tıpkı ecdadı gibi göğsünü siper etti ve o hayasız akını durdurdu ve büyük bir zafer kazandı.
İşte tam da burada…

Dün dedemizin cephede kazandığı zafere konan Kemalistler yeniden piyasaya çıkıp o zaman yaptıkları gibi yine milletin cephede kazandığı zafere çöreklenip, yine putlarını parlatıp yeniden milleti kendilerinin putuna tapması ayak oyunlarına başladı.

Geçti Bor’un pazarı…

Bu aziz millet bir daha cephede kazandığı zaferi masada kaybetmeyecek.

Hatta bu millet dedesinin cephede kazanıp Lozan’da kaybettiği savaşın hesabını da sizden ve sizin babanız olan İngilizler’den elbet bir gün soracak.!

Selam ve dua…