Sokaklarda kazılan hendekler öyle veya böyle bir şekilde kapanır, bu kriz de aşılır; Allah idrakin önündeki hendekleri aşma feraseti versin.
Algıların bu denli gerçeklere hakim olduğu, akıl tutulmasının bu denli yaşandığı, insanların bu denli taassubiyetlerine yenilip gerçekleri idrak edemediği, mantık yürütmenin, kar-zarar analizi yapmanın bu denli sakat terazilere kaldığı, insanların fikir ve ideolojilerine bu denli esir olduğu bir dönem daha olmuş mudur bilmiyorum.

Ancak şunu kesin biliyorum ki; İslam medeniyetinin maruf değerlerinin ve kavramlarının bu denli heba edildiği ve kavramlarının içinin boşaltıldığı başka bir dönem olmamıştır.
Öyle ki; Hakk’ın, hukukun, barışın, savaşın, şefkatin, merhametin, ahlakın, özgürlüğün, kardeşliğin, ittifakın, ihtilafın hatta meşruluğun ve gayri meşruluğun yeniden tanımına ihtiyacımız var ve/veya bu kavramların bugün sözde savunucuları ve o sözcülerine iman etmiş kitlelere, “Hey! Bi dakka o dilinize dolayıp ağzınızda sakız yapıp heba ettiğiniz değerlerin tanımı/karşılığı sizin bildiğiniz/kullandığınız gibi değil.!!!” deyip onları ikna etme ve idrakin önündeki hendekleri aşmaları için yol gösterme/akıl ve söylem geliştirmeye ihtiyacımız var.

Çocuk ve kadınların, hasta ve yaşlıların da yaşam alanı olanı şehirlere savaşı taşımanın, insanların; can ve mal güvenliğini yok etmenin, eğitim görme, ticaret yapma, ibadet etme, tedavi olma haklarının gasb edilmesinin, sivilleri çatışmanın ortasında bırakarak hedef ve siper yapmanın, ibadethane ve okulları yakıp yıkmanın, insanların evlerine el koyup yatak odalarına girip oradan başka evlere kapı açarak aile mahremiyetinin hiçe sayılmasının, insanların ifade ve irade hürriyetlerine silahla ipotek koymanın, şehrin mezkur mahalline mayın döşeyip hedef gözetmeksizin katliam yapmanın ve/veya katliama sebep olmanın, insanları kendi evlerinden, yurtlarından kaçmak zorunda bırakıp biçare göç ettirmenin bir halka iyilik değil zulüm olduğunu, bunun özgürlük değil esaret olduğunu, bunun hak arama değil vesayet inşa etmek olduğunu idrakin önündeki hendekleri kapatmadan/aşmadan anlatamayız.
Hendeğin ne olduğunu, nereye ve niçin kazıldığını Diyarbekir surlarının bile anlatamadığı idrak yolları tıkalı güruha kim anlatabilir ki?
Kim Diyarbekir surlarından daha kadim, daha heybetli, daha birikimli, daha güçlü ve daha şefkatli ki bunu anlatabilsin.

Miskali zerre kadar izan hayat sahibi olan biri Diyarbekir surlarına bakınca, hendek ve surların bir şehrin dışına inşa edildiğini, amacın şehirleri ve şehir halkını savaştan korumak, onların yaşam alanına savaşı sokmamak, can/mal/ırz ve namus güvenliğini korumak olduğunu akleder, idrak eder. Tabii idrak etmek isteyene ve/veya Allah’ın idrak için feraset bahşettiğine bu böyledir.

HENDEKLERİ AŞMAK DİYARBEKİR SURLARINI AŞMAKDAN DAHA ZOR

Bunu bildiği halde insanların akılıyla alay edip, insanların aklını esir almaya çalışan, kötüyü iyi gibi göstermek olan şeytanın mesleğini icra etmeyi kendine görev etmişlerin idrakleri önündeki hendekleri aşmak, Diyarbekir surları’nı aşmaktan daha zor ve imkânsızdır.
Tüm bu gerçekler göz önünde iken nedir bu hendek siyaseti ve kimdir bu aklın sahibi, bu savaşın gerçek sahibi, nasıl başladı ve ne amaçla başladı?

ŞEHİR SAVAŞINA HAZIRLIK YAPMA

Çözüm Süreci’ni iyi kötü yürüten BDP’ye sözde Türkiyelileşme iddiasıyla Türk soluyla ittifak yaptırıp; ülke genelinde 3 bin oy alan ESP’nin Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ı Türk solu adına 6 milyon oy alan Kürt solu partisinin başına geçirerek kurdurduğu HDP kendisini kuran üst aklın verdiği görevi yerine getirme adına önce diliyle Çözüm Süreci’ni zehirledi, sonra da Kürtlerin bilmediği ve bugüne kadar denemediği şehir savaşına hazırlık yapma adına DHKP-C ve MLKP’yi Kürtçe’ye tercüme ederek Kürtlerin şehirlerinde YDG-H adında, mensupları 13-20 yaş arası ve geneli eğitimsiz ve/vaya sosyal hayata adapte olma sorunu yaşayan değerleri ve kutsalı olmayan gençlerden müteşekkil bir yapılanmaya gitti. Bu yapı Çözüm Süreci boyunca yol kesme, kimlik kontrolü, sözde halk mahkemesi adıyla yargılamalar ve cezalandırmalar yaparak halkı sindirdi, bu eylemleri sosyal medyada paylaşarak propaganda yapıp devleti de Çözüm Süreci’ni bozma konusunda tahrik etti. Her mahallede insanları siyasi fikirlerine göre fişleyip kayıt altına aldı ve 6-8 Ekim olaylarında ilk iç savaş denemesini Demirtaş’ın emriyle yaptı.

7 Haziran seçimlerinde siyaseti savaşa tercih edip barış fırsatını heba etmek istemeyen Kürtlerin, Kürt siyasetinin silahın önüne geçmesini isteyen ve HDP’nin barışı hakim kılacağına dair algılara inanan Türklerin, sosyalist ideolojiye tapanların, milletin kutsallarına ve değerlerine öfkeli marjinal grupların ve Erdoğan’a olan siyasi öfkeleri kendilerini intikama sevk ettiği kafası karışıkların oylarıyla HDP barajı aşınca:
PKK ve alfabenin her harfinden müteşekkil silahlı bileşenleri, pabuçlarının dama atılma tedirginliğiye ilk olarak Demirtaş’ın emanet oy vurgusunu sabote ederek başlayan savaş tamtamlığı, akıl ve izanın kabul edemeyeceği, ‘baraj ve yol inşaatlarını’ bahane ederek Çözüm Sürecini bitirdiğini ilan etmesi, yüzde ile ifade edilemez duruma gelen marjinal azınlık olan Türk solu kırıntılarının kendilerinin de içinde olduğu bir partinin 6 milyon oy aldığını görmeleriyle depreşen devrim fantezilerini Kürtler üzerinden hayata geçirme teşebbüsünün bugünkü aşamasıdır Hendek siyaseti.

SEÇİLEN ŞEHİRLER TESADÜFİ DEĞİL

Kim ne derse desin ben PKK/HDP/YDG-H’nin hendek savaşları için seçtiği şehirlerin tesadüf olmadığı iddiasındayım. Kürtlerin İslam tarihinde kendilerine başkentlik yapan, kadim medeniyetin ve değerlerinin sembolleri olan; Abbasi hilafetine bağlı Mervani Kürt devletinin başkenti Silvan’ın (farqin), İslam’ın 5. Haremi Şerifi olan Ulu Camii’nin, peygamber ve sahabelerin türbelerini barındıran Diyarbekir’in kadim şehri Sur’un (Amid), Kürdistan medrese ve tasavvuf tarihi için özel bir yeri olan Medresya Sor’un, Nuh (as) türbesinin, Mem u Zin türbesini barındıran Cizre’nin özel olarak seçildiğini ve Kürtlerin İslam medeniyetiyle olan mimari ve manevi değerlerinin yok edilerek toplumsal hafızanın silindiğine ve tarihleriyle bağlarının koparılmak istediğine inanmaktayım.

KURŞUNLU CAMİİSİNİ YAKMA GAYESİ

Sur ilçesinde dünyada başka bir örneği olmayan ehl-i sünnet itikadına göre dört hak mezhebi her ayağı yla temsil eden 4 ayaklı minarenin bilinçli hedef alındığı, Yavus Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi arasında Safevilere karşı Manisa Antlaşması ile kurulan ittifakı temsil eden Kurşunlu Camiisi’nin de bugün PKK’nin ittifak yaptığı İran’a hediye ve anlaşmaya sadakatin sembolü olarak yakıldığına inanmaktayım. PKK, İran’a, Diyarbekir’deki size karşı kurulan Türk-Kürt ittifakının sembolünü yakarak bu ittifakın bittiği mesajını vermiştir.

Hendeklerin amacı; Kürtlerin hak taleplerini anlamsızlaştırma, Kürtler üzerinde vesayet kurma ve Kürtlerin canı ve kanı üzerinden Türk solu/Kemalizm’inin vesayetini yeniden Türkiye’ye hakim kılmaktır.
Bir hareket bağımsızlık mücadelesini, halkına, şehirlerine zarar vermeden kendisini işgal ettiğine inandığı devletin; bayrağına, sınırlarına, sistemine ve kurucu unsuruna karşı verir. PKK/HDP’nin; ‘Bizim Atatürk, Bayrak ve Misak-ı Milli ile sorunumuz yok, Türkiye ortak vatanımızdır ve biz demokratik Türkiye için mücadele ediyoruz’ diyerek siyasi bir partiye karşı Türk solu/İran/Esad ve Rusya adına verdiği bu kirli vesayet ve istikrarsızlaştırma savaşını Kürt gençlerine ‘özgürlük ve bağımsızlık savaşı’ diye pazarlaması, üst aklın kirli bir algı oyununun adıdır.

Devrim fantezisi olanlara diyorum ki; Kürtler İslam’ı içlerine sindirmiş, barış ve huzurdan yana feraset sahibi ve İslam medeniyetine sayısız âlim ve ilim adamı yetiştirmiş, peygamber ve sahabelere ev sahipliği yapmış kardeşliği, merhameti, şefkati ve adaleti bilen fedakâr bir millettir. Türk solunun devrim fantezilerine alet olacak kadar köklerinden kopmuş ve idrakleri önünde hendekler kazmış bir millet değildir.
Kürtler bu vesayeti inşa etmek, kendi irade ve ifade özgürlüklerini esir almak, onları yerlerinden ve yurtlarından koparacak bu savaşa prim vermeyecek ki zaten vermemektedir.

HENDEKLERİNİ SAVUNANLAR

Gerçekler apaçık ortada iken; başta Kürtler olmak üzere ülkemizin halklarına, geleceğine, insanlığa ve medeniyete bir katkısı olmayan bu hendekleri savunan ve destekleyenlere gelince…
Madem siz bunu tüm Türkiye için istiyorsunuz, neden sadece biz Kürtler ve sadece bu 3-4 ilçe hendek kazıyor neden her yerde bunu yapmıyorsunuz, Kürtler sizin kurbanlık koyunuz Kürt şehirleri sizin ideolojik tezlerinizi hayat geçirme laboratuarı mı?
Neden Yüksekdağ’ın, Kürkçü’nün, Aydoğan’ın ve Demirtaş’ın memleketlerini bu onurlu direnişten mahrum bırakıyorsunuz ve neden kendinizi bu onurdan mahrum bırakıyorsunuz?
Bu ilçelere ses vermek oranın halkı savaşın ortasında can çekişirken Cihangir’in, Diclekent’in cix cafelerinde twit atmakla olmaz; kazma küreklerinizi alın ve sokağınıza hendek kazın kendinizi ve şehrinizi bu onurdan mahrum bırakmayın!

‘ŞAKK-I KAMER’ HADİSESİNİ OKUYUN

Ba’de kulli hisab idraklerinin önündeki hendekleri aşamayanlara da Efendimiz (sav) ile Mekke müşrikleri arasında vuku bulan ‘Şakk-ı Kamer’ hadisesini okumayı tavsiye ediyorum. Okuyanlar görecekler ki idrakin önündeki hendeği aşabilmek için önce aşmakta samimi olmaktır. Aşmak istemeyenler için deliller ve ispatlar bir şey ifade etmez.

İdrakin önündeki hendeği aşmak istemeyene o hendeği atlatmak; deveye hendeği ters atlatmaktan daha zordur.
Selam ve duayla…