Tarih 15 Temmuz 2016 Cuma…

Bu tarihe çok isim verilecek, birçok anlam yüklenecek ve hiç şüphesiz bir milat olarak kabul edilecektir.

Makaleler, şiirler, kitaplar yazılacak; meydan ve caddelere bu isim verilecektir.

Doğrusu;

Ezan-ı Muhammediye, sela ve Tekbir nidaları ile bir halkın bedenini Tank namlularına siper ederek Hürriyetini ve İradesini korumak için direnen İzzet ve Vakar sahibi insanlar ve direnişleri için kaç makale kaç kitap yazılsa azdır.

Ben bu Darbe girişimi ile sahaya yani ete kemiğe bürünen ‘Zillet’ ve ‘İzzet’e değinmek istiyorum.

ZİLLET

Bir halkın uçağı ile halkı bombalamak, tankı ile halkın üzerinden geçmek, ülkesinin Polisini bombalamak, ellerini arkadan kelepçeleyip kafalarına kurşun sıkmak, milletin seçtiği Başkomutanın evini bombalamak, helikopter ile sivil halkın üzerine kurşun ve bomba yağdırmak ve dahi dile getirilmeyecek kadar canice ve vahşice bir katliama teşebbüs etmek…

Bu zillet de zaten ençok islama ihanet edenlere yakışırdı.!

Yıllarca kendini “İslami Cemaat” kisvesi ile pazarlayan; Müslümanın Zekat, Kurban, Fıtre ve Himmet paraları ile müslümanlara tuzak kuran ve Devletin paralarını “Hizmet” desteği adı altında alıp Devlete ihanet eden, “Eğitim” adı altında kurduğu yapılarda yetiştirdiği ve ismini “Altın Nesil” koyduğu kişileri “Soru Çalarak” bir yere yerleştiren ve Takkiyenin ete kemiğe bürünmüş hali olan bu ihanet çetesine ancak bu “Zillet” yakışırdı.

Benim için bundan sonra “İhanetin, Cinnetin, Takkiyenin ve Zilletin” ete kemiğe bürünmüş hali Fethullah Gülen ve örgütünün üyeleridir.

İZZET

Bir müslümana yani bu millete en çok yakışan duruşun adıdır.

Uçak ve helikopterler havadan üzerlerine ateş açtığı halde, cunta tankları onların üzerinden geçtiği halde, namlular onlara dönmüş ve tehditler savrulduğu halde korkmayan, sinmeyen ve meydanı terketmeyip vakar ile direnen milletimizin her ferdinin duruşunun adıdır.

İzzet, vakar ve şeref; iradesini ve hürriyetini Cinnetin, İhanetin ve Zilletin temsilcilerine teslim etmeyen millete aittir.!

Selam olsun hürriyeti ve iradesi için canı pahasına direnen İzzet ve vakar sahibi milletimize…

SİİRT

Doğrusu kendi şehrim için yanıldım ve hamdolsun ki yanıldım…

Darbe teşebbüsü kesinleşince sanırım saat 23.00 gibi kendimce eşim ve çocuklarımın gözü önünde Askerlerce gözaltına alınmamak için evden çıkıp Millet İradesinin şimdiki temsilcisi olan Ak Parti İl binasına gitmeye karar verdim…

Zaten partiye gelip oradaki arkadaşlarımı da alacaklar beni de oradan onlarla birlikte alsınlar; çocuklarım o sahneyi görmesin diye eşimle vedalaşıp çıktım.

O gece Siirt’in 3 Mahallesi PKK Terör örgütü üyelerinin şehre sızıp barikat kurması nedeniyle güvenlik güçleri tarafından operasyon için abluka altına alınmış ve siviller tahliye edilmişti.

Şehir sessiz, insanlar zaten tedirgindi. Ak Parti İl binası da operasyon bölgesine 50-100 metre kadar uzaktı.

Gittiğimde kaldırımın üzerinde partinin gençlik kolları başkanı Murat kardeşimi tek başına oturmuş il başkanını beklerken gördüm. Ben onu o da beni gördüğüne sevindi…

Arkadaşlar yavaş yavaş gelmeye başladı. Cumhurbaşkanımızın canlı yayında meydana inin ve direnin emri üzerine meydana inme kararı aldık ama sayımız 60-70 kişi kadardı.

Doğrusu terör olaylarından yıllardır bu kadar çekmiş ve sindirilmiş bir halkın zaten kendi can güvenliği konusunda bu kadar tedirgin iken hele şehrin bir kısmında sokağa çıkma yasağı varken ve zaten toplumsal olaylara tepki verme konusunda da biraz zayıfken halkın meydana inmeceğini düşündüm…

Tekbirlerle yürürken Cuntanın Valiliği ablukaya almaya çalıştığı duyumu üzerine Valiliğe gitme kararı aldık.

Valiliğe varınca yolda bize katılanlarla sayımız 200 kadar oldu ve biz Valilik binasına askerden 5 dk önce vardık. Askeri asla Valiliğe sokmama ve Valiyi vermeme kararı aldık.

Cunta subayları defalarca Kobra araçları üzerindeki Doçka silahları ile kulakları sağır edecek şekilde havaya ateş edip, namluyu halkın üzerine sürüp, askeri üzerimize sürmelerine rağmen kimse korkmadı, çekinmedi, sinmedi ve geri adım atmadı.

Saatler ilerledikçe silah sesleri şehirde duyudukça millet gelmeye ve sayımız artmaya başladı. Cunta içerde Vali beyle ve dışarda bizimle tehditvari mücadelesinde ne biz ne de Valimiz geri adım atmayınca onlar zilletle geri çekilmek zorunda kaldı.

Valimize, defalarca “Halka evlerinize dönün” diye çağrı yap baskılarına rağmen çıkıp onların gözü önünde yine halka hitaben “Siz iradenizi ve Devletinizi korumak üzere geldiniz sakın burayı terketmeyin” diyen ve makamını terketmeyen Siirt Valisini…

Gerekirse Cuntaya karşı silah kullanırım ama Valiyi vermem diyen Emniyet Müdürümüze…

Ve izzetli direnişi ile beni yanıltan ve sevinçten ağlatan başta Ak Parti, HüdaPar ve MHP başkan ve teşkilatları, STK başkanları ve (siyasi görüşü ne olursa olsun) Siirt’in binlerce yiğit evladına şükranlarımı ve saygılarımı sunuyorum.

Halkın tepesinden kurşun yağdıran, halkın üzerine ve içinde insanların olduğu araçların üzerine zırhlı araç süren; ‘Bu bir darbedir, sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir, sizi vurma yetkim var, size terörist muamelesi yaparım’ diyen ve şuan hapiste olan Cunta üyelerine kamu vicdanını rahatlatacak gerekli cezanın verilmesini bekliyorum.

Ayrıca;

O gece beynimde ve gönlümde iz bırakan; elinde Kur’ân-ı Kerîm ile gelip Askerin önünde Kur’ân ile duran (tanımıyorum) yaşlı bir teyze ve Askere “Evladım halkına kurşun sıkma” bize de her ateş sonrası “Yiğidim korma, gitme” diyen sonradan Erzurumlu olduğunu öğrendiğim sakallı yaşlı amcamın ellerinde öpüyorum.

Selam olsun iradesini, zillet içinde olan ihanet çetesine teslim etmeyenlere; selam olsun onurlu milletimize…