“Sıradan bir günün sonunda akşam işten eve dönüyordum…

Sokağa girince evimin önünde bir kalabalık olduğunu ve milletin kalabalığa doğru yürüdüğünü gördüm; acele, telaş ve tedirginlik ile yürürken, oraya doğru yürüyen bir komşuma da ‘ne oluyor.?’ dedim ‘Partinin toplantısı var’ dedi.

[Not: Apocular sadece HDP'ye oy veren ve PKK'yı destekleyenleri Kürt olarak kabul eder. Haliyle PKK veya HDP demek yerine de sadece 'Parti' derler]

Kalabalığın içine girdim. Tüm sokak halkı oradaydı. Partinin teşkilat üyelerinden ve Belediye Encümenlerinden de orada olanlar vardı…

Yüzü kapalı 3 kişi (biri kadın) en öndeydi ve biri konuşmaya başladı…

‘AKP, Kürtleri imha etmek için İŞİD ile anlaştı ve militanlarını Kürdistan’a getirdi. Çok yakında saldırıya geçecekler ve katliam yapacaklar…
AKP polisi 6-8 Ekim Kobani eylemlerine katılanları ve şimdiye kadar partinin eylemlerine katılan herkesi tutuklayacak. Biz sizi katliamdan korumak için geldik. Sokakları barikat kurarak koruyacağız, hendek ve tünel kazacağız evlerimizi ve kendimizi AKP polisi ve İŞİD’in katliamına karşı koruyacağız. Direniş için herkes destek vermeli’ dedi.

Herkes birbirine baktı, fısıldaştı tam kimse konuşmayacak mı derken bir kişi;

‘Peki biz Devlet ile ordu ile nasıl baş edeceğiz. Hem biz ilelebet evde kalacak değiliz ya; işimize, çarşıya, hastaneye gideceğiz. Devlet bizi tutuklayacaksa veya öldürecekse biz barikatın öbür tarafına geçince de öldürür veya tutuklar. Yarın Asker gelip barikatları kaldıracak hepimizi de öldürecek’ dedi.

Bunun üzerine yüzü kapalı kişi;

‘Yok heval !
Senin bilmediğin şeyler var. Bizim savaşımız Devlet ile değil AKP ve İŞİD iledir. Ordu asla bu işe karışmayacak. Polis bir daha asla bu sokağa giremez heval. Zaten AKP ve Erdoğan’ın 2 ay ömrü kaldı devrilecek; TC buradan kaçarak gidecek ve Serok özgür kalacak’ dedi.

Birisi de ‘Ben bunu Kürtler için doğru bulmuyorum çoluk çocuğumu alıp buradan gideceğim’ dedi.

Yüzü kapalı olan kişi ona da: ‘Nereye gideceksin ki; nereye gitsen bu direniş tüm Kürdistan’da olacak her yer böyle olacak. Zaten batıya da gitsen Kürt olduğun için seni öldürecekler. Eğer yine de gidersen git ama evinden bir şey alamazsın, çocukları da zorla götüremezsin’ dedi.

Ben de ‘Benim devlette hiç sabıkam yok, beni neden tutuklasınlar ki. Buradaki birçok kişi de zaten ya memurdur ya öğrencidir. Devlet istese zaten bizi iş yerimizde ve okulda veya hastanede tutuklar. Bu savaş doğru bişey değil’ dedim.

Bir iki kişi daha itiraz etti ama silahlı kişi ‘Biz bu mahallede kimin AKP ajanı olduğunu biliyoruz onlara da hesap soracağız’ deyince herkes sustu…

Kimseyi dinlemediler.!

Gece sokağımıza barikat kuruldu, çukur kazıldı ve sokağın başına silahlı iki kişi konuldu. Ben 155′i aradım durumu söyledim, bana ‘Haberimiz var’ dediler…

Birçok komşum da benim gibi telefonla veya bizzat Devlete söyledi ama gelen-giden olmadı…

Sonraki günlerde bunlar sokak başında bizi her akşam aramaya, kimlik sormaya ve baskı yapmaya başladılar ben çıkmaya karar verdim ama nasıl çıkacağımı da bilmiyordum.?

Bu durum aylarca devam etti, mahalle onların kontrolünde olduğu ve onlar silahları ile şehirde serbest gezince halk da bunun böyle devam edeceğini Devletin gerçekten de gelmeyeceğini veya bunların devlet ile anlaşarak bunu yaptığını düşündü…

Birçok kişinin 13-17 yaş arası oğlu-kızı bunların silahını aldı, halk bunlara yemek ve çay ikramı yaptı ne bileyim işte halka bir oyun gibi gözükmeye başladı.

Derken bir sabah evime silahlı yüzü kapalı çocuk yaşta iki genç girdi ve ayakkabı ile yatağımın başına kadar geldi. Ben de bu ne saygısızlık burada hanımım var ve bu oda benim mahremim dedim. Bana ‘Sen sağda solda Parti aleyhine çok konuşuyorsun pişman olursun’ dediler ve gittiler.

Artık yapacak bir şey kalmamıştı…

Çocuklarıma okula gidin ve oradan dedenizin evine geçin buraya gelmeyin dedim. Hanıma da hastaneye gidiyorum diyerek babanın evine git dedim. Çocukları tahliye ettikten sonra birkaç kıyafet alıp ben de çıktım. Ertesi gün birkaç parça eşyamı alabilir miyim diye evime gittiğimde kapıma zincirle kilit vurduklarını gördüm. Bir daha da oraya gitmedim.

Durumumu izah eden bir dilekçe yazarak Valiliğe verdim. Orada bir yetkili yüzlerce kişi senin durumunda bir tek sen mi bu durumdasın ki gelip bu dilekçeyi veriyorsun diye azarladı…

Ne zaman ki Devlet Cizre ve Silopi’de operasyona başladıysa o zaman anladık ki bu ciddi bir durumdur ve Devlet buna müsaade etmeyecek.

Daha önce şehirdeki bir diğer mahalleye gidelim kurtuluruz diyorduk ama Cizre ve Sur’u gördükten sonra bunun da çözüm olmadığını anladık…

Ondan sonra halk çocuğunu bir şekilde onlardan alıp/kaçırıp şehirden gizlice kaçmaya başladı.

Birilerimiz köyüne gitti,  birilerimiz başka şehirlere gitti, hiç bir imkanı olmayanlar da şehrin birkaç km dışına çadır kurarak orada perişan bir hayatı en azından ölüme tercih etti…

Kimilerimiz kaçarken çocuğunu orada bırakmak zorunda kaldı; Kiminin çocuğu onlara inanmıştı ailesini red etti ve gelmedi, kiminin çocuğu gelmek istediği halde fırsat bulamadığı için kaçamadı.

Ancak hepimiz evimizi, işimizi, ticaretimizi, huzurumuzu, sağlığımızı kaybettik ve bu perişan hale düşüp başkasına el açarak onurumuzu da kaybettik…

En garip olanı da o silahları ve silahlıları şehre getirenler, halka bu savaşın ve partinin propagandasını yapanlar bizden çok önce şehri terk etmişti…

Beni en çok yaralayan da biz canımızı ve namusumuzu kurtarmak için yataksız, yorgansız kaçarken diğer mahallede aynı şehirde yaşadığımız Kürt ve Müslüman kardeşimiz(!) normalde 400 TL olan ev kirası için bizden 900 TL istedi, esnaflar 2.el ev eşyalarını bize ateş pahasına sattı…

Şimdi burada herkes bana soruyor;

-Kimden kaçtınız. [Hûn ji ber ki revîn]

Diyorum ki: ‘KENDİMİZDEN kaçmışız’ [Em ji ber xwe revîn]

-O nasıl oluyor [Ew çawa çê dibî] diyorlar.?

Diyorum ki: Biz yıllardır oy kullanırken ‘Kendimize oy vereceğiz’ [Em ê rayê xwe bidin xwe] demiyor muyduk, şimdi de kendimizden kaçmışız. Ne yapmış isek biz bize yapmışız.

Çünkü komşularımdan biri silahlı birine sordu:

-Neden sadece burada bu işi yapıyorsunuz hani her yerde olacak demiştiniz. Gidin Midyat’ta yapın orası da Kürdistan değil mi.?’

Silahlı gurubun başındaki cevaben: ‘Orada benim desteğim yok, halk orada AKPci.!…’ dedi…”

Bu bir masal değil…

Şırnak’tan kaçan 16 nüfuslu bir ailenin reisi anlatıyor.

Selam ve dua ile…