HABER10 / ANKARA-SİİRT

Geride bıraktığımız hafta gündemi meşgul eden PKK/Hüda-Par gerilimi derin bir sessizliğe gömüldü. Bölgeden sağduyu çağrıları yükselirken, olayların arka planını Medeniyet Gençliği Bölge Koordinatörü Fatih Sevgili ile masaya yatırdık. Haber10’nun sorularını yanıtlayan Sevgili, yerel seçimleri işaret etti.

İşte Fatih Sevgili ile gerçekleştirdiğimiz o söyleşi:

Doksanlarda yaşanan PKK-Hizbullah çatışmalarına dair ciddi bir yüzleşme gerçekleştirilememişken, kapıyı yine gerilim çaldı. Son günlerde bölgeden gelen olumsuz haberler PKK- Hizbullah çatışmasını yeniden gündemimize getirdi? Neler oluyor bölgede?

Evet vaktiyle doksanlarda bölgede gerçekleşen olaylara ilişkin; iki taraftan da anlaşma, ateşkes, işbirliği gibi mesajlar duyulmuş olsa da bu mesajlar basit bir ateşkesi getirmiş, sadece sıcak çatışmadan soğuk çatışmaya geçişi sağlayabilmiştir. Olayların ciddiyeti ve vahameti göz önüne alınınca iki taraftan da bu konuda ciddi anlamda bir özeleştiri, bir yüzleşme veya özür söz konusu olmamıştır. Çatışmalara dair her iki taraf da birbirini suçlamaya, her biri diğer tarafı derin devletle ilişkilendirmeye ve derin güçlerle işbirliği yapmakla itham etmeye devam etmiştir.

 

HÜDA-PAR KURULDU GERİLİM TIRMANDI

Son zamanlarda iki tarafın arasındaki soğuk çatışma ve gerginlik Hüda-Par’ın kurulmasıyla artmış, bu gerginlik başta Dicle Üniversitesi olayları ve Hakkari’de bir İmamın öldürülmesi olayı olmak üzere bölgenin birçok yerinde lokal çatışmalar artmış, kendilerini PKK’nin gençlik yapılanması olarak tanıtan YGDH’in Hizbullah ile ilişkilendirdiği İslami STK’lara yönelik tek taraflı bombalı molotoflu saldırıları ile bu gerginlik ve çatışma zirveye çıkmıştır. (YGDH yaptığı saldırıları sosyal ve görsel medya aracılığıyla kutsayarak üslenmiştir.)

PKK/YGDH bölgede başta Ak Parti ve Hüda-Par olmak üzere tüm İslami hassasiyeti olan Siyasi parti, STK ve kişileri, Rojava’da PYD özelinde Kürtlere karşı savaştığını iddia ettiği El-Nusra ve El-Kaide örgütlerine destek vermekle suçlamakta ve bu ön kabul üzerinden sözlü ve fiili saldırılarda bulunmaktadır. PKK doksanlı yıllarda İrancı olmakla itham ettiği Hizbullahı bugün El-Kaide ve El-Nusra örgütlerini desteklemekle itham etmesi de ayrı bir çelişkidir. (Suriye’de İran destekli Hizbullah ile Esad güçlerinin El Kaide ve El Nusra örgütleri ile savaştıkları da herkesçe bilinmektedir)

 

GERGİNLİK YEREL SEÇİME KADAR DEVAM EDEBİLİR

Bölgedeki bu olumsuz havanın dağıtılması mümkün değil mi? STK’lar yeterince bölgede aktif mi?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bölgede ciddi halk kitlelerine hitap edebilen STK’lar ön kabul ile ya PKK, ya Hizbullah ya da devlet ile ilişkilendirmektedir. Safları ön kabul ile belirlenmiş STK’ların bu yapılar üzerinde ciddi bir etki yapması beklenemez. Bölgede yaşanan her lokal olay için STK’ların genelinin tansiyonu düşürmek için elinden geleni yapmaya çalışsa da bu çağrılar çok karşılık bulamamaktadır. Sosyal Medyanın bu kadar etkin kullanıldığı ve safların bu kadar keskin olduğu bir ortamda tansiyonu düşürmek ve çatışmasızlık ortamını devam ettirmek ancak her iki tarafın lider kadrosunun ağzından çıkacak açıklamalar ile mümkündür. Başta Özgür-Der binasına yapılan saldırı ve en son Batman’da yaşanan olaylara ilişkin tarafların açıklamalarına bakılırsa PKK cephesinin tansiyonu yükselten açıklamaları bu çatışmanın sürmesini arzu ettikleri izlenimi vermekte ve bölge halkı içerisinde geçmişe dönme korku endişelerini artırmaktadır. Hüda-Par / Hizbullah kanadından basın açıklamaları ile suçlamaları red etme ve tabanına itidal telkini yapılmakla beraber PKK/BDP kanadıyla ciddi anlamda bir diyalog kurma girişimi olup olmadığı da kamuoyu tarafından bilinmemektedir.

Mevcut açıklamalar ve gelişmeler baz alınarak bir değerlendirme yapmak gerekirse bu gerginliğin yerel seçime kadar artarak devam edeceğine dair halk içinde bir kanaat olduğu söylenebilir.

 

KARANLIK GÜÇLERE DİKKAT!

Bölgede şiddet olaylarını gerçekleştirenlerin (derneklere ve dershanelere saldırı düzenleyenler) kamera görüntülerine ulaşılamaması, yüzlerinde maske olması ve güvenlik güçlerine izlerini kısa sürede kaybettirmeyi başarmaları akıllara kontrgerilla eylemlerini getiriyor. Halen bölgede derin bir yapının varlığından söz etmek mümkün mü? Güneydoğu’da PKK-Hizbullah çatışmasını körüklemek isteyen derin bir oluşum mu var?

Olayların seyrine bakıldığında birilerinin PKK-Hizbullah çatışmasını istediği açıkça görülmektedir. Tabi bu çatışmayı kim neden istiyor konusu bir muamma, Hüda-Par cephesi derneklerine saldıranların devlet güçleri tarafından ortaya çıkarılması ve yakalanması konusunda ciddi bir çalışma olmadığını söylemektedir. Ancak bölgede bu saldırılar sadece Hüda-Par ve derneklerine değil, diğer İslami hassasiyeti olan STK, Dershane ve Ak Parti binalarına da yapılmaktadır.

Derin yapılardan söz etmek tabi ki tüm Türkiye’de mümkündür. Ergenekon yapılanmasının daha tamamen deşifre edilebildiği söylenemez hatta Fıratın ötesindeki Ergenekon yapılanmasının çökertilmesi konusunda elle tutulan ciddi bir adımdan söz edilemez. Hal böyle iken var olan bir soğuk çatışma ortamını sıcak çatışma ortamına dönüştürmek için bazı güçlerin özel bir çaba gösterdiği söylenebilir.

Her ne kadar bazı saldırıların hangi güçler tarafından yapıldığı bilinmese de bazı saldırıları YGDH sosyal medya üzerinden açıkça üslendiği bilinmektedir.

 

GENÇLER OLAYIN CİDDİYETİNİ KAVRAYAMADI

90′lı yıllarda meydana getirilen provokasyonların acısını en fazla bölge halkı bilir. Son yaşanan olaylara bölge halkının bakışı nasıl?

90’lı yıllarda Dicle Üniversitesinde öğrenci olan biri olarak son yaşanan olaylar beni ciddi anlamda endişelendirmektedir. 90’lı yıllarda PKK-Hizbullah çatışmalarını yaşayan tüm bölge halkı da aynı endişeyi taşımaktadır ancak o yılları yaşamamış yeni nesil gençlik işin ciddiyetini maalesef kavrayamamakta ve tarafgirlik ruhu ile bilhassa sosyal medya üzerinden yangına körükle gitmektedir.

Sokak çatışmalarının üniformasız siviller arasında meydana geldiği bir şehirde oluşacak kaos ortamından zarar görmemek mümkün değildir.

Bu çatışmayı bilinçli veya bilinçsiz isteyen, destekleyen veya tansiyonun düşmesine katkı sağlamayan herkesin bilmesi gereken bir gerçek var ki; Sokaklarda yaşanan çatışmalarda kasti ve tesadüfü bir şekilde namlunun soğukluğunun kendi bedeninde hissetmek güçlü bir olasılık olduğu da bir gerçektir.

 

ÖRGÜT VE BDP NEDEN GERİLİMİ YÜKSELTİYOR?

Çözüm süreci devam ederken, örgütten gelen tehditvari açıklamaları nasıl görmek lazım?

Çözüm süreci tabi ki tüm bölgede ciddi bir rahatlama sağlamış, çözüme dair ümitleri zirveye çıkarmış ancak tarafların birbirlerini karşılıklı samimiyetsizlik ile suçlamaları ve bilhassa örgüt kanadından gelen sert ve tehditvari açıklamalar bölge halkının çözüme dair umudunun altında bir dip not olarak kalmasına sebep olmuştur.

BDP cephesi kendilerinin her türlü fedakârlığı yaptığını ancak Hükümet cephesinden yeterli karşılığı bulamadıklarını kendi tabanına yeterince kabul ettirdiğini söylemek mümkündür. Ancak BDP tabanı dışında herkes bu tehditvari açıklamaları sürecin bir parçası ve yerel seçimlere yönelik olduğu kanaatini taşımakta çok fazla dikkate almamaktadır. Her ne kadar bu propaganda BDP tabanında karşılık bulsa da özelde kendileri ile konuşulduğunda çözüme dair umutlarını korudukları ve Sayın Başbakana güven duydukları kendisinden başka bu sorunu çözecek bir iradenin olmadığına dair inançlarının olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Şu bir gerçek ki; BDP tabanı başta olmak üzere Bölge halkının tümü Çözüm Sürecine dair artık PKK’nin dağ kadrosunun veya BDP yöneticilerinin açıklamalarından çok Öcalan’ın açıklamalarına itibar etmektedir.

Hükümetin son yıllarda bölgedeki uygulamaları ve Demokratikleşme konusunda attığı ciddi adımları bölge halkının tümü görüp kabul ettiğinden olsa gerek; Son dönemlerde PKK/BDP hem direk açıklamaları hem de medyaları aracılığıyla artık PKK/Devlet kavgası üzerinden değil de Rojava bölgesi özelinde PYD/Hükümet-Hüda Par üzerinden propaganda yapmaktadır.

PKK/BDP kanadının hem çözüm süreci hem de Rojava konusunda yaptığı propaganda analiz edilince Devleti, Ak Parti hükümetini, Hüda-Par ve bölgedeki tüm İslami STK’ları hatta Kürdistan Bölgesel Yönetimini ve Barzani’nin şahsını direk hedef aldıkları açıkça görülmekte bu kadar geniş bir yelpazeyi topyekün hedef alınmasının mantıklı bir gerekçesi de gösterilememektedir.