Ehli Sünnet itikadına göre Fıkhi Hükümler ancak; Kur’an  ve Sünnet’te delil olması şartıyla, İcma ve Kıyas  yoluyla verilir.

          İslam dininde kabir ziyaretinin adabı da bu kaynaklar ışığında sabittir. Kabir ziyareti  Fahr-i Kainat Efendimizin  (SAV) sünnetidir. Adaba uyulması bid’at ve şirke düşülmemesi kaydıyla; kabir ziyareti, ölüye de ziyaretçiye de fayda sağlar.

          Kabir ziyaretinin adabına geçmeden önce,  mezarların üzerine bina inşa etme (Türbe) konusuna kısaca değinmek gerekirse; Ehli Sünnet Ulemasının çok az bir kısmı zayıf dellilerle Caizdir Fetvası vermesine rağmen başta Kürdistan Medreselerinin Müceddidi Allame Molla Halil es’Siirti’nin (ks) ve Nakşibendi Tarikatının Halidi koluna mensup Mevlana Halid-i Kurdi’nin (Bağdadi, Şehrezori) Halifesi, Seyyit Taha’nın  (ks), onun Halifesi Gavs-ı Hizan Seyyit Sebgetullah-ı Arvasi’nin (ks), onun Halifesi Şeyh Abdurrahman-ı Taği’nin (ks), onun Halifeleri Şeyh Abdulkahhar ez-Zokayd-i’nin, Şeyh Fethullah-ı Verkanisi’nin (ks) ve diğer mensuplarının mezarları sadedir ve türbe inşa edilmemiştir.

          Kabir ziyaretinin adabına gelince; mümkün mertebe abdestli olmak, güzel kokular sürmemek, kabristandan içeri girince Peygamber Efendimizin (SAV) buyurduğu gibi: “Allah’ın Selamı üzerinize olsun ey kabristan ahalisi. Allah, sizi de, bizi de affetsin. Siz önden gidenlersiniz, biz de ardınızdan geleceğiz.” Diyerek, selam vermek, mezarların üzerine basmamak, üzerlerinde oturmamak, mezardakinin aleyhine konuşmamak, mezarda yatana yaşıyorken ne kadar yakın durabiliyorsak o oranda yaklaşmak, onun için ve kendimiz için Kur’an okumak, dua etmektir.

         Elbette Peygamberlerin (AS), Sahabe Efendilerimiz (RA), Şuheda, Ulema  ve Mürşid-i Kamillerin (ks) kabirlerini ziyaret ederken edep ve adaba azami özen göstermek gerekir.

         Bir Türbe ziyaretinde orada yatan mübarek zat için Kur’an okunur, dua edilir, Allah’tan (cc) onu affetmesi, makamını yükseltmesi niyaz edilir. Mezardaki zattan bir talepte bulunulmaz! Şirke düşmemek için söylenebilecek son söz şudur:  “Ya Rab biz bu zatı senin dostun ve sadıklardan biliriz,  onu affet, ona merhamet et, onun makamını yücelt Cennette Fahr-i Kainat Hz. Muhammed Mustafa’ya (SAV) komşu et. Ya Rab bu zatın senin katında bir kıymeti varsa; bizi de onun hatırına affet, bizi de bu ve bunun gibi salih kullarınla birlikte haşret, bize merhamet et, sıkıntılarımızı gider” denilebilir.

Kabir ziyaretinin sınırları bu kadar açıkken; halk içinde bu mübarek zatların ruhlarına, sıkıntı verecek şekilde mezar taşlarına sürtünmek, duvarlarına yazılar yazmak, çaput bağlamak, onlardan şifa talebinde bulunmak, hatta Hastane Polikliniği gibi ‘Falanca hastalık için falanca türbe iyidir – Çocuğunun olması için şu türbeye git – Erkek çocuk için şu türbeye git – Felç için şu zatın türbesi iyidir, gibi Allah korusun, hezeyanlara düşmek!

          Mümin maddi ve manevi hastalığı için; Önce Şifanın ancak Allah’tan olduğuna iman eder, Manevi hastalığı için ibadet ve zikir ve dua ile şifa talep eder, Maddi hastalığı için de Tıp doktoruna gider, onun verdiği ilaçları kullanır, tavsiyelerine uyar ve Allah’tan o ilaçların Şifasına vesile olması için dua eder. Tabi ki bir Peygamberin, Şehidin, Ulemanın, Meşayihin türbesine gidip oradaki manevi atmosferin kalbine vereceği huşu ile Allah’tan (cc) şifa dilemek için niyazda bulunabilir. Dikkat edilmesi gereken husus O zattan değil Allah’tan şifa dilemektir.

          Bir diğer hezeyan da; bu sefer halkın bilgisizliğinden değil bazılarının uyanıklığından kaynaklanıyor. Babasının-dedesinin mezarının üzerine koca bir türbe inşa edip, kapısına bir kafes (Kumbara) koyup, yılın belirli günlerinde, türbenin başında etkinlikler tertip edip, ceddinin cesedi üzerinden geçinmek hezeyanıdır.!

         Allah ferasetimizi artırsın, Şirke düşürmesin, ceddimizin ölüsü üzerinden geçinmekten muhafaza etsin.

Selam ve Dua ile…