Baas: Arapçada ‘yeniden doğuş’ demektir. İsim babası ilk olarak ‘El-Baas El –Arabî’ (Arapların yeniden doğuşu) tanımını kullanan Zeki Arsuzi olarak kabul edilir. Zeki Arsuzi 1900 Suriye-Negye doğumlu, Alevi bir ailedendir. Lise öğrenimini Konya’da, Üniversite öğrenimini de Fransa Sarbon Üniversitesi Felsefe bölümünde almıştır.

Baas Partisi 1943 yılınca ikisi de arap milliyetçisi ve sosyalist olan Selahattin Bitar ve Micheal Eflak tarafından kurulmuştur.

1960’lı yıllara gelince Baas Partisi kuruluş felsefesinden uzaklaşmış, Parti içinde yeni kuşak Baasçılar ve eski kuşak Baasçılar kavgası başlamış bu kavga kurucu olan Bitar ve Eflâk’ın partiden ihracı ve Lübnan’a sürülmesiyle parti içi kavga son bulmuştur.

1966 yılında Baasın genç subayları Hafız Esad ve Salah Cedid’in askeri darbe ile iş başına gelmesiyle bu defa da Baas milliyetçiler ve ilerciler olarak ikiye ayrıldı. 1970 Askeri darbesiyle Devlet başkanlığına A.Habib, Başbakanlığa da Hafız Esad’ın gelmesi darbeden 4 ay sonra yapılan seçimle Nusayri olan Hafız Esad’ın Devlet Başkanı olmasıyla Suriye’de bugün hala işbaşında olan sosyalist, mezhepçi, ulusçu diktatörlük düzeni kurulmuş oldu.

Hafız Esad’ın ilk yaptığı iş devletin tüm kademelerine Suriye nüfusunun %12’si olan Alevi/Nusayri/Dürzi mensuplarını getirmek, bu kesimden 200 bin kişilik bir ordu kurmak ve bu ordunun başına kardeşi Rıfat Esad’ı getirmek ve hapisteki Sünnileri öldürmek oldu.

Fransızlar döneminde Cezire bölgesindeki olaylarla başlayan ve daha sonra ulusçu arap hükümetler ve Baas iktidarları ile devam eden Kürtlere yönelik ayrımcılık ve zulüm Esad iktidarında da devam etmiştir.

Baas partisinin ‘Cezire’nin ikinci İsrail olmasına müsaade etmeyeceğiz’ sloganı ile Cezire’ye atadığı Emniyet müdürü Muhammed Hilal’ın ‘Kürt meselesi, Arap ulusunun vücudunda büyüyen habis bir urdur. Bunun tek ilacı da bunu söküp atmaktır’ diyerek ‘Arap Kemeri’ projesini hayata geçirmiştir. Bu proje kapsamında Suriye’nin Türkiye sınırına köyler inşa edilmiş, Kürt köyleri boşaltılmış ve bölgeye Arap aşiretleri yerleştirilmiştir. Kürtçe olan yerleşim yerlerinin isimleri Arapçaya çevrilmiş, Kürtçe konuşmak, yazmak hatta düğünlerde Kürtçe müzik dinlemek bile yasaklanmıştır. Bizdeki kemalizmin Arapça tercümesi olan Baas Partisi’nin uygulamalarının da Kemalist sistemle aynı olması olağan ama dikkat çekicidir.

1963’ten beri devamlı sıkı yönetim uygulanan bölgeden 140 bin Kürdün göç ettirip yerlerine Tabka barajı nedeniyle yerlerinden olan Fırat bedevilerinin yerleştirilmesi planı kapsamında 60 bin Kürt Şam’a, Lübnan’a ve Türkiye’ye göç ettirilmiş ve tüm mal varlığına el konulmuştur. Türkiye’nin aranan kişiler listesinde olanlar da tutuklanarak Türkiye’ye iade edilmiş onların da mal varlığına el konularak yerlerine Araplar yerleştirilmiştir. Bölgeye 40 Arap köyü inşa edilmiş, yerleştirilen 7 bin kişi silahlandırılmıştır. Arap Kemeri inşaası Hafız Esad tarafından 1970’te sonlandırılmış ancak yasaklar devam etmiştir.

Nüfusun en fakir ve mahrum bölümünü oluşturan Kürtlerden maktumimlere (kaçak göçmen) Hafız Esad döneminde orduya kayıt olma hakkı verilmiş, müracaat eden Kürt gençler Rıfat Esad’a bağlı ‘Özel Kuvvetler Komutanlığı’ bünyesinde istihdam edilmiştir.

Esad 1980 yılında kendisine yapılan başarısız suikast girişiminden Müslüman kardeşleri sorumlu tutarak Hama’da yaptığı katliamda bu Kürt birliklerini kullanması ve akabinde Kürt siyasi tutuklular için genel af ilan etmesi Sünni Arapları doğal olarak Kürtlere karşı öfkelendirmiştir.

Öcalan’ın Şam’a gitmesinden sonra Esad Türkiye’ye karşı silah kullanma şartını kabul eden tüm Kürtleri Suriye’ye kabul etmiş ve her türlü desteği vermiştir. İstihbaratın başındaki kardeşi Türkiye’deki 12 Eylül darbesinden kaçan herkes ile bizzat görüşmüş ve Öcalan ile birlikte olup Türkiye’ye karşı silah kullanacaklarsa onları Suriye’ye kabul etmiş, bu şartı kabul etmeyen Kürtleri ise Türkiye’ye iade etmiştir.

Kendi ülkesinde Kürtlere her türlü zulmü yapan, haklarını (Mülk edinme ve Vatandaşlık dahil)vermeyen Esad’ın Kürtleri Türkiye’den haklarını almak için silah kullanma şartı koşması ve bu şartı kabul edenlere her türlü desteği vermesi manidardır. Suriye rejimi, Fırat nehri suyu ve Hatay’ı kendi toprağı olarak görmesi nedeniyle Türkiye’ye karşı her türlü silahlı unsuru devamlı kullanmıştır.

Birçok kişinin şehadet ettiği ve alametlerin de kendilerini haklı çıkardığı bir başka durum da Öcalan’ın Türkiye İstahbarat elemanları tarafından Şam İstihbaratına teslim edildiği ve 12 eylül darbesinde yakalanmamasını sağlandığıdır. Bu konuya da Rojava-3 yazımızda değineceğiz.

Esad’ın Kürtlerle iyi geçinme dönemi 1990 yılından itibaren Saddam ile yakınlaşınca önce Irak Kürtlerinden desteğini çekmesi ardından Irak’ta oluşan fiili durumdan cesaret alan Rojava Kürtlerinin de kültürel hak taleplerini dile getirmesiyle son bulmuştur.

1992 yılında Kürtler ‘maktumim’ uygulamasını 30. Yıldönümünde protesto etmek için basın açıklaması yapınca Esad, Haseke, Rasulayn, Qamişlo ve Afrin’de 260 Kürt siyasetçiyi tutuklayarak ittifaka son vermiştir.

Esad rejiminin Kürtlere uyguladığı baskıları ancak dünya basınına yansıdığı kadarını veya Rojava Kürtlerinin Türkiye’deki akrabalarına anlattığı kadarına vakıfız. Despot rejimin uygulamalarının halkta meydana getirdiği korkuyu izah etme adına yaşadığım bir anekdotu anlatmak isterim.

Suriye’de ‘Arap Baharı’ adıyla kitlesel halk eylemlerinin başladığı zamanlardı; Türkiye’ye gelen bir tanıdığıma orada olan biteni sorduğumda önce etrafına endişe ile bakmış, sonra koluma girerek beni tenha bir yere götürüp kısık sesle olanları anlatmıştı. Ben de gülerek kendisine “endişe etmene gerek yok sen Türkiye’desin” dediğimde “El-Muhaberat her yerde var ve Esad aleyhine konuşmanın cezası infazdır” demişti.

Hafız Esad, ordu ve güvenlik güçlerinin komutanlığını alevilere vererek, Muhaberat ötgütünü kurarak ve rejime bağlı yine alevilerden oluşan ‘Şebbiha’larla (Rejime bağlı özel çeteler) diktatörlüğünü sağlama almış sırasıyla:

1962 Güvenlik yasası, 1965 Devrim koruma kanunu, 1967 Askeri mahkemeleri düzenleme yasası, 1969 Devlet Güvenliğini sağlama alma yasası, 1968 Devlet Güvenlik mahkemleri yasası, 1980 49 sayılı kanun ve 1981 Devlet Kurumlarında çalışmayı düzenleyen kanunlarla korku imparatorluğunu pekiştirmiştir. (Yasaların adına ve tarihine dikkat edin Türkiye’de Kemalist sistemle ne kadar parelel gidiyor)

Esad’ın kendi ülkesinde Kürtleri ezip, Türkiye’ye karşı da PKK’yı desteklemesi her ne kadar resmi kayıtlara göre 1999 Adana protokolünün imzalanmasına kadar sürmüş gözükse de Esad (Baas) PKK ittifakı hiçbir zaman bitmemiştir. Kemalizm, Apoizim, Şiaizim ve Baas ittifakı hiçbir zaman da bitmeyecektir. Bu ideolojik ittifakın değişmez diğer kuralı da Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de hep ölen, ezilen, kaybeden ve kullanılanların Kürtler olduğu gerçeğidir.

Hafız Esad’ın ölümü üzerine yerine geçen oğlu Beşar Esad’ın Cezire bölgesini ziyaret etmesi ve 1960’lı yıllarda başlayan Maktumim uygulaması için bir çözüm bulacağı sözü vermesi Rojava bölgesinde bir sevinç uyandırmış ve Devlet Kürtler üzerindeki zulümlerini biraz da olsa hafifletmiştir. 11 Eylül saldırısı nedeniyle ABD’nin Suriye’yi tehdit etmesi üzerine Beşar Esad Kürtlere verdiği sözlerin hiç birini tutmamış babasının uygulamalarına kaldığı yerden devam etmiştir.

Ancak Qamişlo’da; 12 Mart 2004 yılında El Cihat ve El Fetih takımları arasında yapılan futbol maçında Arapların Saddam posteri açmasına Kürtlerin tepki göstermesi üzerine başlayan olaylar, Rasulayn, Haseke, Amude ve Halep’e de sıçramış olaylarda Suriye bayrakları yakılmış, bazı yerlere Kürdistan bayrağı açılmış, Hafiz Esad heykelleri devrilmiş ve 8 gün süren olaylar sırasında tahminen 150 kişi öldürülmüştür.

Rojava Kürtlerinin rejim karşısındaki en kapsamlı ve büyük isyanı olan bu Qamişlo olayları sonrasında çok sayıda tutuklama olmuş Beşşar ve Kürtler arasında başlayan sıcak ilişkiler kısa bir süre içerisinde bitmiştir.

Normalde Esad ailesiyle iyi ilişikileri olan Haznevi ailesi mensubu Şeyh Maşuk, Qamişlo olayları sonrası rejim aleytarı bazı söylemlerde bulunması ve Kürtlerin kültürel haklarını talep etmesi üzerine Mayız 2005 yılında kaybolmuş üç hafta sonra deyr ez-zor şehrinde ölü olarak bulunmuştur. Rejim her ne kadar şeyhin ölümünden suç çetelerini sorumlu tutsa da başka oğlu olmak üzere tüm ailesi ve Kürtler bu cinayetten Esad rejimini sorumlu tutmuştur.

Baas’ın Kürt politikasını tek kelime ile özetlemek gerekirse; Öcalan’a ev sahipliği yapıp desteklemekle Türkiye Devleti ile hesabını görmek, kendi içindeki Kürtlere yaptığı zulümlere baş kaldıran Kürtleri de yine PKK eliyle susturmak, terbiye etmek ve kontrol altında tutmak. En önemlisi de Sünni Araplara karşı Kürtleri kullanarak iki halkı birbirine düşman edip kırdırmak…