15 Mart 2011’de önce kitlesel yürüyüş ve protestolarla başlayan, Rejimin eylemlerde halk kitlelerine ağır silahlarla müdahale edip katliamlar yapmasıyla birlikte iç savaşa dönüşen halk direnişi bugün de kesintisiz devam etmektir.

Rejim muhalifi guruplar siyasi olarak ‘Suriye Ulusal Konseyi’ askeri olarak da ‘Özgür Suriye Ordusu’ çatısı altında toplanmıştır. SUK’un başkanlığını ilk olarak Fransa’da yaşayan Burhan Galyun daha sonra da İsveç’te yaşayan bir Kürt olan Abdülbasit Seyda yürütmüştür. Daha sonra da konseyin başına George Sabra getirilmiştir.

Kürt muhalif guruplar, SUK’un onlara Irak Kürdistanı tarzında bir özerklik hakkı vermediği için ilk etapta liderliğini Mişel Temo’nun yaptığı Şepal Partisi (Kürt Geleceği Partisi) dışında diğer guruplar SUK içinde yer almayı kabul etmemiştir. Şepal Partisi, Enternasyonel Sol bir programa sahip bir partidir. Suriye’nin geleceğinin ilk etapta Baas rejiminden kurtulmaktan geçtiğini bunun tek yolunun da Kürtlerin Rejim muhalifi diğer guruplarla ittifak yapmasından geçtiğini söylemektedir. Ancak PYD dışındaki tüm Kürt muhalif guruplar SUK’a dahil olmasalar da Rejime karşı tavır almış ve bölgelerinde rejim alehtarı gösteriler yapmış, SUK’un direnişini desteklemişlerdir.

PYD, halk direnişinin başından beri rejim ile birlikte hareket etmiş, SUK’a destek veren Kürt muhalefini sindirmek ve susturmak için her türlü girişimde bulunmuştur. Rejimin talebi üzerine (Fehman Hüseyin) Bahoz Erdal komutasında Kandil’den gelen bin kişilik silahlı gurup ilk olarak SUK’a destek veren Kamişlo’daki Bedro aşireti lideri Abdullah Bedro’nun evine baskın yapmış, 3 oğlunu öldürmüş kendisini de ağır yaralamıştır.

Bedro uzun zaman yoğun bakımda kalmış, durumu biraz düzelince yaptığı açıklamada ‘Kürt bölgesi Baas rejiminin milis güçleri olan ve el-muhaberat tarafından yönetilen PKK/PYD’nin kontrolüne geçerse Kürtler, Baas zulmünü mumla arar, PYD’nin asla Kürtlerin bir hakka sahip olmasına da müsaade etmeyecek’ demiştir.

Baas rejimi ve PYD tıpkı Abdullah Bedro’da olduğu gibi bölgenin en güçlü üçüncü partisi olan Şepal’i de susturmak için 8 Ekim 2011’de bir Cuma günü Mişel Temo’ya bir suikast düzenleyerek onu da öldürmüşlerdir. Temo, Celadet Bedirhan platformu ve Sivil Toplum Yaşatma Komitelerinin kurucularından, Gelecek Akım Hareketinin lideri ve SUK’un da yürütme konseyindeki 29 kişiden biriydi.

PYD, Temo’nun öldürülmesinden sonra yerine geçen yeğenini de 25 Mart 2011’de kaçırarak öldürmüştür. PYD’nin Kürt muhalefetini susturma girişimi bunlarla sınırlı kalmamış 14 Şubat 2012’de Yekiti Partisi yöneticisi Şarzad Haci Raşit’i de bir suikastle öldürmüştür. PYD Rojava bölgesinde Kürtlerin Rejim aleyhtarı eylemlerine izin vermemiş, tüm protesto eylemlerine rejim adına silahla müdahale etmiş sadece Amude eyleminde onlarca Kürt gencini öldürmüştür, rejime ve kendisine muhalif Kürtleri Türkiye ve Kürdistan’a göç etmek zorunda bırakmıştır. PYD zulmünden kaçanların başında Salih Müslim’in ağabeyi Mustafa Müslim gelmektedir.

Suriye Kürtlerinin bir kısmı Berzani’ye yakın Kürt Ulusal Konseyi (KUK), bir kısmı Dünya kamuoyu tarafından desteklenen ve meşru muhalefet olarak kabul edilen Suriye Ulusal Konseyi (SUK), bir kısmı da Esad rejiminin kurduğu Ulusal Koordinasyon Kurulu (UKK) olmak üzere üç parçaya bölünmüşlerdir. UKK üyesi tek Kürt gurubu PYD’dir.

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (KUK), Mesut Berzani tarafından desteklenen bir oluşumdur. En etkili aktörü SKDP’dir (Suriye Kürt Demokrasi Partisi) 26-27 Ekim 2011’de Kamişlo’da yapılan toplantılarla kurulmuştur. Daha sonra da SUK içerinde yer alan Kürt guruplarla da birleşerek ENKS adını almıştır. ENKS, 16 Kürt parti ve gurubundan oluşmaktadır. Bu yapı kurulunca da PYD yine rejimin UKK üyeliğinden ayrılmamış ENKS üyesi olmayı da kabul etmemiştir.

ENKS, Suriye’de krizin ancak Baas rejiminin devrilmesi ve yerine halkın kaderini tayin edecek bir sistemin kurulması ile aşılacağını söylemekte. Suriye’de yeni kurulacak sistem içerisinde Kürtlerin sosyal, ulusal ve tarihsel olarak Suriye’nin asli unsuru kabul edilmesini, etnik ve dini azınlıkların haklarının da anayasal güvence altına alınmasını amaçlamaktadır. ENKS kendini Suriye Ulusal Konseyi SUK’un bir parçası olarak görmekte ve rejim ile bireysel diyalog, anlaşma ve müzakereyi kabul etmemektedir.

Suriye Kürtleri tek çatı altında toplanmak amacıyla 17-18 Aralık 2011’de Erbil’de toplanma kararı alsa da PYD’nin çıkardığı sorunlar yüzünden tüm tarafların katıldığı toplantı ancak 28 Ocak 2012’de Erbil’de yapılabilmiştir.

Toplantının ilan edilen hedefleri; Dünyadaki Kürt entelektüel ve sivil toplum mensuplarını Suriye Kürtlerinin sorunları üzerinde tartışmak üzere bir araya getirmek, Suriye Kürtlerinin taleplerini belirmek, Esad rejimi sonrası oluşacak güvenlik boşluğunda Kürtleri koruyacak politikalar belirlemek ve Suriye Kürtlerini tek çatı altında birleştirmek. Bu toplantı sonrası Suriye Kürtlerinin sorunları için ‘Yürütme Konseyi’ adı altında 47 kişilik bir meclis kurulmuştur.

9 Temmuz 2012’de Mesut Berzani’nin çağrısı üzerine Suriye Kürt gurupları Erbil’de bir araya gelmiş, bu toplantıya PYD’de de katılmıştır. Masanın bir tarafında ENKS diğer tarafında PYD’ye bağlı ‘Meclisa Gel’ (Halk Meclisi) Berzani gözetiminde müzakereler yapmış ve 7 maddelik 1.Erbil anlaşması imzalanmıştır.

1-Erbil (Hewle) anlaşmasının yerine getirilmesi için bir mekanizma kurulacak.

2-Batı (Rojava) Kürdistan Kürtlerinin siyasi çalışmalarını yönetmek üzere 10 kişilik ‘Kürt Yüksek Konseyi’ kurulacak. Bu konseyin 5 üyesi ENKS’den 5 üyesi de PYD’den olacak.

2-Batı Kürdistan Kürtlerinin eylemlerini gözlemlemek için 3 uzman komite kurulacak.

4-Medya üzerinden Kürtlerin birbirlerini karalayan tüm antipropagandalara son verilecek.

5-Taraflar arasında kesinlikle şiddet kullanılmayacak ve müsaade edilmeyecek, lanetlenecek.

6-Anlaşmayı müteakip en geç 2 hafta içinde komiteler oluşturulmuş olacak.

7-Erbil (Hewler) anlaşmasına taraflar sadık kalacak.

PYD lideri Salih Müslim, 1.Erbil Anlaşmasına sadık kalacağını yönetimi, güvenliği ve dış ilişkileri bu anlaşma gereğince ENKS ile paylaşacağını ilan ettiği halde sözünde durmamıştır.

Erbil anlaşmasının hemen sonrasında Esad rejimi Kürt bölgesinden askerlerini çekmiş ve bölgeyi  PYD’ye bağlı YPG güçlerine teslim etmiştir. PYD anlaşma gereği Suriye Kürtlerinden oluşan ve Erbil’de eğitimleri tamamlanmış ENKS’ye bağlı 6 bin peşmergenin Rojava’ya girmesine müsaade etmemiş ve yönetimi de ENKS ile paylaşma yerine ENKS’yi sindirmek ve tasfiye etmek için baskı yapmaya devam etmiştir.

ENKS, 11 Kasım 2012’de Katar’ın başkenti Doha’da yapılan Suriye Muhalifleri toplantısına Kürtler adına katılmış, PYD ise yine rejim tarafında yer alarak Doha toplantısını ve orada alınan kararları reddetmiştir.

Doha’da yapılan toplantıda muhalefet ‘Suriye Devrim Muhalefet Güçleri Koalisyonu’ (SMDK) adında yeni bir yapılanmaya gitmiş koalisyon başkanlığına yıllarca Emevi Camii imamlığını yapan Şeyh Ahmet Muaz el-Hatib getirilmiştir. SMDK’yı kısa zamanda 100 ülke Suriye Meşru temsilcisi olarak kabul etmiştir.

ENKS, Kürtler adına SMDK ile kurulacak yeni Suriye’nin adının Suriye Arap Cumhuriyeti değil ‘Suriye Cumhuriyeti’ olması, Kürtlere yönetimde %15 temsil hakkı verilmesi, Devlet Başkan yardımcısının Kürt olması ve Kürtlerin kültürel haklarının anayasal güvence altına alınması üzerine anlaştığı deklare edilmiştir. 16 Kürt partisinin çatısı olan ENKS’nin, SMDK’ya katılma kararı ENKS sözcüsü Faysal Yusuf tarafından basına deklare edilmiştir.

1- Erbil Anlaşması, PYD’nin sadık kalmaması üzerine akamete uğraması, PYD ile Kürdistan arasında ciddi sorunlara yol açmıştır. PYD, rejimin talebi üzerine Suriye muhalefetinin bir kolu olan El-Nusra’yı arkadan vurunca El-Nusra PYD güçlerine ağır bir saldırıya başlamış PYD köşeye sıkışınca tekrar Berzani’den özür dileyerek muhalefetin yeniden toplanmasını talep etmiş, 2013’te yapılan toplantı sonrasında 2.Erbil Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma 1.Erbil anlaşmasının hayata geçirilmesini esas almaktaydı.

2.Erbil anlaşması kapsamında PYD, Berzani’den silah yardımı almış, Rojava’da da El-Nusra’ya karşı halk desteği sağlamış ancak yine anlaşma şartlarına uymamıştır. Bunun üzerine Berzani PYD aleyhine sert demeçler vermiş, PYD’nin herkesle oyun oynadığını, anlaşmaları zaman kazanmak için imzaladığını ve ihanet ettiğini söylemiş, Kürtlere zulüm ettiğini, Esad rejiminin emrinde hareket ettiğini beyan etmiş  ve Salih Müslim’in Semalka-Piş sınır kapısından geçişine izin vermemiştir.

PYD, Kobani savaşı nedeniyle sıkışınca tekrar Berzani’ye sığınmış ve bu defa kesin uyma şartıyla yeni bir anlaşma imzalanmasını talep etmiş; 22 Ekim 2014’te Duhok anlaşması yapılmıştır.

Duhok’ta 9 gün süren müzakereler neticesinde; Rojava’da ortak yönetim, Ortak askeri güç ve Siyasi birliğin sağlanması konusu karar bağlanmıştır. Bu yönetimin 30 kişiden oluşmasına üyelerinin 12’sinin ENKS, 12’sinin TEV-DEM (PYD Halk Meclisi) geriye kalan 6 kişinin de iki tarafın belirleyeceği siyasi komite olacağı kararı alınmıştır.

PYD, yine geçen bunca zaman içinde bu anlaşmayı da uygulamamış ve diğer partileri tasfiye politikasını sürdürmüştür. ENKS üyelerini öldürme ve zindana atma, basın mensuplarına suikast ve hapis, peşmergelerin Rojava’ya girişini yasaklama hatta Kürdistan Bayrağını da Berzani bayrağı ilan ederek yasaklama ve protestolarda kullananlara saldırmaya devem etmektir.

PYD, Cenevre-1 ve Cenevre-2 toplantılarına dair gelen davetleri ‘Suriye Muhalefetinin bir parçası değiliz’ diyerek red etmiş, ENKS’nin katılmasını sert eleştirmiş ve Cenevre-2 toplantısının meşru olmadığını iddia etmiştir. Ancak nasıl olduysa PYD bu sefer de Cenevre-3 toplantısına katılmak istemekte ve orada Kürtlerin meşru temsilcisi olarak yer almak istemektedir. Anlaşılması zor olan ise PYD hem muhalifler toplantısına katılmak istemekte hem de Esad rejimine muhalif olmadığını söylemektedir.

PYD, sadece Türkiye değil başta kendisi olmak üzere tüm Rojava Kürtleri ve dünya kamuoyu tarafından da Esad muhalifi olarak kabul edilmemekte; bizzat Salih Müslim: ‘Suriye toprakları üzerinde kimin bir Kürdistan hayali varsa bizi kendi emellerine alet etmesin. Bizim böyle bir niyet ve amacımız yoktur. Biz Esad’a bağlı demokratik güçlerle beraber tüm halklar için Demokratik Suriye’yi inşa etmek istiyoruz, şartlar oluşunca da YPG Suriye Ordusuna katılmaya hazırdır’ demiştir.

Esed rejimi Güney sınırlarının güvenliğini Lübnan Hizbullah milislerine, Kuzey sınırlarını da PYD milislerine emanet etmiştir. Hizbullah ve YPG rejimin milis güçleri görevini üslenmiş, kurdukları sözde kantonların yöneticilerinin maaşları başta olmak üzere tüm ihtiyaçları da Esad rejimi tarafından karşılanmaktadır. Rojava’nın en büyük kenti Kamişlo’da Esad güçleri, Rus güçleri, İran güçleri ve YPG güçleri aynı karargahları ortak kullanmakta ve bunu da tüm dünya kamuoyu bilmektedir…