Bizi iman ile şereflendirip sevgi ve şefkat medeniyetinin mensubu kılan halik-i zülcelale hamdolsun. Sonsuz Salat ve selam Habibi Muhammed Mustafa’nın üzerine olsun.

Allah’ın selamı rahmeti bereket ve mağfiret hepinizin ve bütün inananların üzerine olsun.

Kıymetli hazirun hoşgeldiniz şeref verdiniz. Arzu ederseniz insanlığın hikayesine kısaca değindikten sonra kendi hikâyemize geçelim.

 

 

Allah Adem’i (A.S) yarattı ve nimetlendirdi ancak Adem yaratıcının yasakladığı meyveyi yedi ve cennetten ihraç edildi. Yeryüzüne tam da bu topraklara yani Mezopotamya’ya indirildi ve

insanoğlunun imtihanı başladı. Adem ve Havva’nın tövbesi ile insanlık ve medeniyet bu coğrafyadan yeşerdi.

 

 

Tabi batılıların bize dediği gibi ve çizgi filmlerle zihnimize yerleştirdiği gibi Adem ve Havva boynu bükük, kıllı önünü ve arkasını incir yaprağı ile kapatan maymuna benzeyen cahil kişiler değillerdi tabi ki. Hatta insanın en güzeli, en alimi, en bileni, en medeni olanı ve de en

akıllı olanıydılar.Çünkü onlar Allah’ın direk annesiz ve babasız olarak yaratılmış olanıydılar.

Allah’ın ”Biz ona eşyanın adını öğrettik” dediği Adem (AS) tabi ki en çok bilendi ve torunlarından Hz. İdris terzi olduğuna göre o zaman da kumaş vardı ve tabi stilde vardı.

Sonra Adem’in çocukları olan bizler yeryüzüne dağıldık ve üzerinde geçici bir süre yaşayacağımız Allah’a ait olan mülke temmelük olduk ve kendimize ait olmayan mülkü kendi aramızda paylaşmaya teşebbüs ettik, paylaşamadık ve kan döktük, fitne çıkardık. bozgunculuk yapmaya başladık. Allah’ın kanunlarını emirlerini tanımaz olduk kan döktük ve

elçilerini inkar ettik. Allah’ta insanoğluna ceza verdi ve Nuh tufanı ile yok etti. Tam da

Kuran-ı Kerimde ”Siz Allah’a hakkı ile kulluk etmezseniz, Allah için sizin yerinize yeni bir kavim yaratmak zor değildir” ayeti tecelli etti.

 

 

Ve sonra…

Nuh’un gemisine binen 80 veya 8 kişi yine selam ve esenlik yurdu olan bu coğrafyaya yani Cudi Dağına indi ve Cudi dağındaki ”Heşteyan” (Seksenler veya Sekizler) köyünden yaşam ve Medeniyet yeniden yeşerdi. İnsanlar yeniden çoğaldı ve yeryüzüne dağıldı, kavimlere bölündü kimisi kendine Türk, Kimi Kürt, kimi Arap kimi de kendine Alman dedi. Kimi doğru yolu seçti kimi yanlış yolu. Çoğaldıkça tabi bozgunculukları da arttı ve yine kan döktüler. Yine Allah’ın mülkünü kendi aralarında paylaştılar daha doğrusu paylaşamadılar ve ölümü unutup kendilerine ait olmayan mülk için birbirlerini doğradılar ve hala doğruyorlar.

 

 

Şimdi gelelim kendi hikayemize…

 

İşte Cudi’ de yeniden yeşeren yaşamdan olan Kürtler Araplardan sonra İslam’ı İlk kabul eden millet oldu. Daha Efendimiz hayatta iken bazı Kürt Tüccarlar kendisini görme şerefine nail olarak Müslüman oldular. Bunlardan birinin adı Şaban el-Kurdi (R.A) dı. Hz Ömer döneminde de Kürtlerin tümü savaşsız bir şekilde İslam’ı seçti. Halid Bin Velid’ in oğlu Hz. Süleyman Komutasındaki İslam ordusu Amed’ i fethe gelince ( Amed Sur içinin adıdır). Amed

İslamlaşınca adı Diyar-ı Bekir oldu. Yani birilerinin dediği gibi ”Biz Kürtler Zerdüşttük çok mutluyduk Türkler ve Araplar bizi kılıç zoru ile müslüman yaptı” sözü külliyen yalandır. Çünkü Kürtler Türklerden 140 yıl önce İslam’ı seçti ve İslam Ordusunun Kürtlerle bir tek savaşı yoktur. Kürtler İslamlaştıktan sonra 2 devlet kurdular. Eyyübiler ve Merveniler bu iki devlette Abbasi Halifesine tam bağlıydı. Hatta; Büyük Alim İbn-i Kesir bir eserinde Kürtlerden bahsederken”Sasani Ordusu İslam Ordusu ile savaşmaya gidince Tikrit ve Erbil Kürtleri Sasani himayesinde oldukları halde  Cevela savaşında Sasani İmparatoru Yezit Carti Kürtlerden yardım talep etmesine rağmen Kürtler İslam Ordusuna destek vererek asil bir millet olduklarını gösterdi” demektedir.  Kürtlerden sonra Farslar Müslüman oldu.Türkler ve Cudi’ nin etrafında yaşayan tüm milletler Müslüman oldu. Aynı ümmetin yani aynı milletin (Millet-i İbrahim) mensubu oldular. Türk’lerin ve Kürtlerin İlk buluşması yani İttifakı Başkenti Diyarıbekir’in Silvan (Farkin)ilçesi olan Mervaniler Devleti zamanında oldu. Bağdat’ta Büheyviler’ in elinde tutsak olan Abbasi Halifesini kurtarmak için yola çıkan Türklerin Ordusuna Mervani Kürt birliklerinin de eşlik etmesiyle ilk ittifak oldu. II. İttifak Sultan Alparslan’ın Muş’un Malazgirt bölgesindeki Savaşa Mervani Devlet Başkanı Nizamül Devle’ nin 10 Bin askerle birlikte destek vermesi ile oldu.

 

Eyyübiler zamanın da Sultan Selahaddin’ in Kudüs’ü Fethedince kubbenin üzerindeki haç’ı indirip yerine yeşil bir kumaş üzerine sarı bir Hilal çizili olan bayrağı asar ve bu coğrafya da hilal bayrağı yüz yıllarca ”Kürt Hilali” olarak anılır. Yani dün Osmanlının kullandığı bugün de Türkiye Cumhuriyetinin ve bir çok İslam ülkesinin bayrağında var olan hilalin ilk kaynağı Sultan Selahaddin’dir.

 

Yüzyıllar sonra birileri gelip bu ay yıldızlı bayrağı bize işgalci bayrağı olarak yutturmaya çalıştı ama bizim de aklımıza onlara “bu Ay yıldızlı bayrak Türklerden daha çok Kürtlerindir.” demek gelmedi. Türkler Anadolu’nun bir çok yerine hakim olduklarında yani Osmanlı İmparatorluğu amanında Kürtler beyliklerle yönetiliyordu. Kürtlerin 28 beyliği vardı. Mesela bir beylik Şirvan Beyliğiydi. Siirt ve Bitlis’e kadar hükmeden bir beylikti. Bir diğer beylik Cizre Beyliğiydi.

 

 

Safevi devleti yani bu günkü İran, Fars ırkçılığı ve (Şia) mezhebi taassubiyet ile Kürt’leri ehli sünnet oldukları için katletmeye başlayıp orduları Diyarbakır surlarına kadar dayanınca 28 Kürt Beyi toplandı. Erdalan Beyi Halit Beyi ve 2 beylik  hariç diğer 25 Kürt Beyi Osmanlı ile ittifak kararı aldı.İdris-i Bitlisi elçi olarak tayin edildi. İdris-i Bitlisi Yavuz Sultan Selim ile görüştü ve Amasya Antlaşmasını imzaladı.Bu antlaşma Kürtler ve Türkler arasındaki ilk resmi belge ve belki de tarihteki ilk özerklik anlaşması oldu.

 

 

Bu antlaşmaya göre Kürdistan Özerk Statüyle Osmanlıya bağlandı. 25 Kürt Beyliği kendi iç işlerinde özgür ama Osmanlı’ya vergi verecek ve orduya asker göndereceklerdi.(1514) Osmanlı Ordusu geldi ve Kürt Ordusu ile beraber İran’a sefer yapıldı. Safevi Devleti mağlup edildi. Böylelikle Hilafet Osmanlı’ya geçti. Bu anlaşma gereği bu iki millet yani Türkler ve  Kürtler 350 yıl sorunsuz bir şekilde kardeşçe yaşadılar. Yani durum ne Türk ırkçıların dediği gibi ”Dedelerimizin kılıcı keskindi gittik ve Kürdistan’ı fethettik şehit kanı ile aldık.” gibi

nede burada Kürt ırkçılarının dediği gibi ”Osmanlı Emperyalist bir devletti gelip topraklarımızı işgal etti.” gibiydi yani anlayacağınız üzere; Her iki tarafında ırkçılığı her konuda olduğu gibi bu konuda da doğru söylemiyor. Olay tamamen eşitlik temelinde bir kardeşlik anlaşmasıydı.

Zulüm gören Kürtler kardeşleri olan Türklerden yardım istemiş ve Türkler de yardım etmişti.

Ne yazık ki yüzyıllar sonra bir köprüye Yavuz Sultanin adi verilince; Yavuz’a ençok sahip çıkması gereken Kürtler iken Kürtlerin bir kısmı vefasız çıktı ve Yavuz’a en çok karşı olanlar oldu.

 

350 yıllık kardeşlik ne oldu da bozulmaya başladı.? Osmanlı bilim ve fen konusunda dünya ile yarışmak için buradan Avrupa’ya öğrenci gönderdi ama maalesef gidenler bilim öğreneceğine şarap içmeyi, dans etmeyi ve ırkçılığı öğrendi. Sol elle yemek yerse adam olacaklarını zannedenler, yurda döndükten sonra öğrendiklerini bize çağdaşlık olarak dayatmaya başladılar. Meşrutiyetin ilanına kadar Türk, Kürt, Arap, Acem diye ayrım yapmayan Osmanlı Merkezileştikçe Türkleşmeye başladı ve akabinde itirazlar ve isyanlar da artmaya başladı.

Cumhuriyet dönemine kadar ki Kürt Beyliklerinin hiçbirinin isyanı bir Kürtlük isyanı değildir. Merkezileşmeye karşı otorite kaybına karşı yapılmış isyanlardır. Avrupa’da sözde çağdaşlaşmayı öğrenen bu güruh Sultan Abdulhamid hanı devirdi. Akabinde İttihat ve Terakki Osmanlının hükümeti oldu.  Kabe etrafındaki Arapça levhalar Türkçe’ ye çevrilmiş, Cemal Paşa’nın Şam ve Filistin’de yayınladığı ferman ile devletin resmi işlemlerinde yazışma dilinin Türkçe olacağı ilan edilmiş ve Devlet memuru olmak için Türkçe bilme zorunlulugu getirilmişti bu da başta Araplar olmak üzere diğer milletlerin itiraz ve isyanlarına sebebiyet vermiştir. Dönemin Kurmay aklı olan İngilizler bizimkilere siz ancak böyle çağdaş olursunuz derken diğer milletlere de onlara boyun eğmeyin, siz İslam kardeşliğinde buluşmuştunuz bu Türklükte nereden çıktı dediler.  I.  Dünya Savaşı geldi çattı Ümmet yani Milleti İbrahim Devleti olan Osmanlı Devleti mağlup oldu. Siyonist ve Emperyalistler ellerine cetvelleri aldılar ve milleti İbrahim’i boy boy, soy soy ayırdılar her ırka bir devlet hatta bazı ırklara 10 devlet verdiler ancak Kürtler’e devlet vermediler. Tabi bunun tek sebebi vardı o da; Siyonistler Selahaddin’ in Kudüs’ü Fethini unutmamıştı. Zaten Şam-ı Şerife gelen aşağılık İngiliz Komutan Sultan Selahaddin’ in mezarını tekmeleyerek ”Kalk Selahaddin bak yine biz geldik.” diyordu. Sevr Antlaşmasında Osmanlı Ordusunda görev yapan Kürt Paşalardan Şerif Paşa Avrupa’da Kürdistan için girişimde bulunsa da Kürt Beylerinin tümü bunu şiddetle reddediyordu. Lozan Antlaşmasında da yine aynı girişime karşı Kürt Beyleri Türklerle birlikte yaşama iradesini ortaya koyuyor Üstad Bediüzzaman ,Ahmet Arif ve Mehmet Sıddık gibi isimler ortak bildiri ( Vakit Gazetesi) yayınlayarak Türk ve Kürtlerin Rus ve Ermeni terörüne karşı mağdur olduğuna atıfta bulunarak Şerif Paşa’yı kınıyordu. Nihayetinde 3 kıtaya hükmeden Osmanlı yıkılıyor onun mirası üzerine Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor,cuma günü Hacı Bayram-ı Veli camisinden meclisten tekbirlerle gidiliyor kurbanlar kesilerek dualarla T.B.M.M açılıyordu.  Konuşma kürsüsünün arkasına Kur’an Ayeti olan ”Onlar işlerini istişare ile yaparlar” ayeti asılıyor. Mustafa Kemal yaptığı konuşmada mebuslara ”Siz sadece Türkler,sadece Kürtler, sadece Araplar değilsiniz siz hep birlikte unsuru İslamsınız” diyordu.Yani İslam’ın unsuru olan milletler, yani milleti İbrahimsiniz diyordu. Diyordu ama….

1924 ‘te meclisi feshediyor ve yeni bir anayasa ve yeni bir meclis ile Kemalist Türkiye’yi ilan ediyordu.  İşte tamda bizim yıllardır yaşadığımız ve çözmeye çalıştığımız kiminin Kürt Sorunu, kiminin sistem sorunu, kiminin Kemalizm Sorunu, Alevi sorunu hülasa tüm sorunlar oradan başlıyordu.  Herkesin kendi dilini, kendi inancını ve kendi kültürünü özgürce yaşayan ve tek millet olan onca milletler tek ulus yapılması için operasyona tabi tutulmuşlardı. Bir vatandaşlık tanımı yapıldı. Özde vatandaş, sözde vatandaş kavramları getirildi. Türk,Müslüman ama Sünni ama seküler olanlar (Çıplak) özde diğer herkes sözde vatandaş ilan edildiler.

Kurulan ceberut Kemalist devlet Kürt’ü Türkleştirme, Alevi’yi Sünnileştirme, dindarı ehilleştirme operasyonlarına başladı. İstiklal Mahkemeleri kuruldu ve bu duruma uymayan herkes 3 Ali’ye havale edilerek ipe çekildi veya sürüldü.Alfabe değişti. Gerek Türkler gerekse Kürtler dedelerinin mezar taşlarını okuyamaz hale geldiler ve tarih kitapları yeniden yazıldı. Sahte kahramanlar yaratıldı.İç düşman Dış düşman hikayeleri yazıldı ve bu yalan tarih kitaplarıyla nesiller yetiştirildi.

 

 

Kart-Kurt tezleri havada uçuştu. Yobaz, Mürteci yaftaları vuruldu. DGM’ler kuruldu.Çin İşkenceleri,elektrik işkenceleri,faili meçhul cinayetler ile birlikte halkı aşağılama çalışmaları aralıksız devam etti. Türk Kemalistlerin Ulusçu baskı, inkar ve asimilasyonu meyvesini verdi.Tıpkı Arap baası gibi Kürt Kemalizm’i,Kürt Baası oluştu.  Ne Mutlu Türk’üm diyene karşı Biji Kurdu Kürdistan dendi. Türk Yurdu karşısında Kürt Yurdu diyenler çıktı. devlet tamda Kemalist olmaktan, ceberut olmaktan, baskı, inkar ve asimilasyonlardan vazgeçmişken. Kürt Kemalizm’i/Baası devreye girdi. devletin kaldırdığı OHAL’i onlar ilan etti. Arama noktalarını DGM’leri onlar kurdu ve Kemalist kaşeleri ve yaftaları Kürtçe’ ye tercüme ederek bu sefer Kürtleri ötekileştirmeye onlar başladı. Nasıl ki; devlet kendisi gibi olmayana hayat hakkı vermiyorduysa onlarda kendilerinden olanı Kürt geriye kalanı satılmış, menfaatçi, yobaz, Hain, Kansız  veya Ajan diye kaşeledi.

Dün devlet dindarı El Kaideci, radikalci, İslamcı ilan edip terbiye etmeye çalıştıysa bugün onlar kendilerinden olmayan görüntü olarak sakallı veya çarşaflı olanları El-Nusra, IŞİDÇİ ilan ederek terbiye etmeye çalışıyor.

Kemalistlerin irticacı yetiştiriliyor dediği medreselere Kürt Kemalistlerinde aynı muameleyi yaptığını üzüntüyle görüyoruz. Selçuklunun Nizamiye medreselerinin devamı olan Kürdistan medreseleri yüzyıllardır Anadilde eğitim yapıyor. Fakat anadilde eğitim yapan bu kurumları ne beyaz Kürtler nede beyaz Türkler okul olarak kabul etmiyor.

 

 

28 Şubat süreci ile devlet nasıl ki; ‘irtica PKK’dan daha tehlikelidir’ dediyse bugün bunlar da Kürtlere; eşcinsel bile olabilirsiniz ama dindar olamazsınız diyor. Eğer dindar olursan seni IŞİD’çi ilan eder, apartmanın 4. katından atar, başının üzerinden araçla geçer ezerim, başını taşla ezer ezerken de zılgıt çekerim diyor. (Diyarbakır) Eğer İslam’ın alameti farikası olan sakal bırakırsan zihinsel engelli de olsan seni yine IŞİD’çi ilan eder, 16 yerinden bıçaklarım

diyor. (Batman)saymakla bitmeyen daha nice binlerce benzerlik ve örnek ile devam edebilirim.

 

Maalesef bugün bu kardeşliği tesis etmek için elimize geçen fırsatı yani Çözüm Sürecini de dün bize düşmanlık yapıp bizi ateşe atan Türk solunun bugün bizden yana görünerek devrim ve anarşizm fantazilerini mazlum kürt halkı üzerinden hayata geçirme teşebbüsleriyle sıkıntıya soktuk.

 

 

PEKİ, ÇÖZÜM NE?

 

Boy boy, soy soy bölünmüş olan bu ümmet, bu coğrafyada nasıl huzur

bulacak kurtuluş nedir?

Bugün ırklara bölünmüş hali durumunu kurtarmadı, demek ki her ırka bir devlet

çözüm değil. Bu sefer de her mezhebe bir devlet isteniyor. Mesela IRAK’ tan ayrılan Kürdistan’da sorun kalmaması lazımdı ama Kürt Ulusçular şimdi Şengal’ e özerklik istiyor. Hadi onu da böldük diyelim Musul ve Kerkük’teki Türkmenlere de devlet lazım diyelim onu

da yaptık bu sefer Şii Türkmenler, Sünni Türkmenlere de ayrı devlet lazım.Hadi bunu da yaptık diyelim Zazalara ve Alevilere de devlet lazım. Bu boşanan karı kocanın da her birine bir devlet vermeye kadar gider !

Demek ki bu çözüm değil. ULUSÇULUK bir vebadır ve tek ilacı ÜMMETÇİLİKTİR.

Peki, kim yapacak kan gölüne dönen bu coğrafya’ya kim ilaç olacak. Kim bu kadim medeniyeti inşa edecek ve yeryüzüne hak ve adaleti hakim kılacak.

Cevap Basit….!

Nasıl ki iki kez yaşam ve medeniyet Mezopotamya’dan yani Cudi’nin çevresinden yeşerdiyse yine öyle olacak.Nuh’un yolundan giden İslam milleti olan tek millet olan yani milleti İbrahim olan Kürtler, Türkler, Araplar ve Acemler bunu yeniden başaracak daha doğrusu bunu Kürtler başaracak. Başarmak zorundadır. Çünkü Ümmetin unsurları içinde Ulusçuluk ve Irkçılık yapmayan ve bölünmede günahı olmayan sicili temiz tek millet Kürtlerdir.

 

 

Kürtler bugün 2 seçenek ile karşı karşıyalar;

1- Ulusçuluk yaparak 4 devleti bölmek ve ümmetin 100 yıl daha bölünmüş kalmasına sebep olmak.

2- Sultan Selahaddin’in cesur sesi, Bediüzzaman’ın müthiş aklı, Molla Halil’in ilmi,Tarık Bin Ziyad’ın korkusuz yüzü olmak ve tıpkı Osmanlı mimarisindeki büyük kubbeyi taşıyan 4 fil ayağı gibi Kürdistan’ın dört parçasından avazlarının çıktığı kadar ”ÜMMET” diye

haykırması, adalet kubbesini İslam coğrafyası üzerine kaim etmesi,Kudüs’ü ve Mescid- i Aksa’yı fethetmesi ve İslam’ın izzetini kurtarması gerekmektedir.

 

Kürtler ceberut devlet olmaktan, baskı, inkar ve asimilasyondan vazgeçip çözüm süreci ile barış elini uzatan Türkiye ile yeniden gönülden ittifak etmek ve yaşam ve kadim medeniyeti yeniden Cudi’nin çevresinden Dünya’ya yaymak zorundadır. Türkler ve Kürtler medeniyeti yeniden inşa ve ihya etmek zorundadır.

 

 

Neden Kürtler ve Türkler?

 

 

Çünkü tarih boyunca bu iki millet ittifak yaptığında ümmet selamete ermiştir.

- Çünkü Anadolu Dünya’da son esenlik yurdudur.

- Anadolu etrafında zulme uğrayan herkes buraya sığınır, Bosnalı, batı Trakyalı, Ezidi, Arap, Kürt ve herkes…

Ve bizler dahi 90’li yıllarda burası yaşanmaz olunca yine Anadolu’ya sığındık, İstanbul, Bursa, Adana ve Yalova’ya sığındık başka bir devlete gitmedik çünkü başka insanlık yurdu yok !

- Türkler kendi içlerinde İstanbul’u yeniden Konstantini’ye yapmak isteyenlere, Kürtlerde yine kendi  içlerindeki Diyar-ı Bekir’i yeniden Amed yapmak isteyenlere yenilirse Ümmetin ve bütün Dünya mazlumlarının ümidi tükenecektir.

 

-Türkler ”Günaydın ve Tünaydından” Kürtler ise ”Rojbaş ve Şevbaştan” vazgeçip yeniden Allah’ın selamında buluşmak zorundadırlar.Bunun içinde çözüm sürecinde ısrarcı olmak ve bu ülkenin iç barışını sağlamak zorundadırlar. -Bu sürecinde selamete varması için darbeci/ceberut anayasadan ve yürümeyen bu vesayet sisteminden kurtulmak zorundadırlar. Yeni bir Anayasa, sistem ve ruha ihtiyacımız vardır.

-Tarihi yeniden okumalı, çağdaşlık sevdasından, konforizmden ve Avrupai olma sevdasından vazgeçmek zorundayız.

-Kendi tarih ve kökleri üzerinden inşa edilmeyen hiç bir medeniyet ayakta kalamaz.

-En önemlisi kendimizi yeniden kendi medeniyet değerlerimize göre inşa etmek ve formatlamak zorundayız. Çünkü hiç bir medeniyet köprü, bina ve yol yapmadığı için yıkılmadı. Nesilleri yetiştiremediği için yıkıldılar.

-Bu gün hepimiz ” Ya Eyyühellezine emanu, aminu” ayetine muhatap olduğumuzu düşünüyorum.Hepimizin yeniden iman etmesi, ırkçılıktan, ailecilikten, kavmiyetçilikten ve  mıntıkacılıktan kurtulması ve yeniden ümmetin Selahaddin’i olması, hak yolda birer Tarım bin Ziyad’ın olup gemileri yakması ve yola yeniden çıkması lazım?

-Kim yapacak devrimi biz mi? Evet biz yapacağız hatta birimiz yapacağız.

Bakın; Allah bize Kur’ân-ı kerimin ilk bölümü olan Bakara süresinde İsrailogullarinin fitnelerini anlatır bugün yine içinde olduğunuz tüm fitneleri yani.

 

 

Sonra; Bize tertemiz bir kadının (Meryem) bir çocuk (isa) doğuracağını ve o çocuğun bir devrim yapacağını ve yeryüzüne hak ve adaleti hakim kılacağını anlatır.

Dönüp geriye bakıyoruz evet o çocuk devrimi yapmış tarihi şekillendirmiş çünkü biz hala İsadan önce ve İsadan sonra diyoruz. Demek ki; Bu devrimi temiz bir kadın yapmaya muktedirdir. Temiz bir çocuk doğurmak şartıyla.

Şimdi bize düşen bir Meryem kadar temiz olmak ve bir isa kadar temiz olmaktır. Yani bize düşen bir Muhammedi olmaktır.! Meryem kadar, isa kadar temiz olmak, Tarık Bin Ziyad kadar korkusuz olmak, Selahaddin kadar imanlı olmak, Bediüzzaman gibi akıllı olmak, Allame Molla Halil kadar alım olmak ve Kuran ve Sünnet ışığında inşa olup Muhammedi olmak duasıyla…

 

 

Es-Selâmu Aleyküm we Rahmetullahi we Berakatuhu, Ebeden, Daimen İnşaallah.