Sistemin 1924 yılından itibaren yoğunlaşan baskı ve asimilasyon politikasının ve son 30 yıllık çatışma döneminde yaşanan tarifi ve izahı imkansız travmaların/korkuların bir anda Başbakanın; ‘Baldıran Zehiri bile olsa içerim’ diyerek bedenini ve siyasi geleceğini ortaya koymasıyla başlayan Çözüm/Barış sürecinin belki de en belirgin etkilerini yaşıyoruz son bir haftadır.

      Çözüm sürecinden yana olanlar ve olmayanlar sadece Devlet kanadında değil tabi, PKK/BDP kanadında da ciddi bir ayrılık var ve zaten bu görüş farklılığı toplumun tüm kesimleri tarafından görülmektedir.

       Ancak görünen şu ki; Çözüm/Barış süreci ile işi en çok zorlaşan taraf BDP/PKK kanadıdır. Bir yandan Türkiye Partisi olmak için HDP (Türksolu) ile ittifak yaparken, diğer yandan Kürtlerin HDP’ye İslami ve Örfi gerekçelerle gösterdiği tepkiyi göğüslemek için İslami çalıştaylar -Her ne kadar CHP’nin çarşaflılara rozet takmasından öteye geçmeyen bir yüzeysellikle yapılmış, katılımcılarının Kürtlerin benimsediği kişilerden oluşmamış  ve kendi anons araçlarına astıkları Tevhid bayrağı hakkında kendi ajansları ANF tarafından aleyhte haber yapılması tezadına düşmüşlerse de- yapıyor. Bir yandan PKK’nin silahsızlanmasını savunurken diğer yandan bölgedeki etkinliğini sürdürebilmek için kendisi gibi düşünmeyen siyasi partileri, STK’ları ve öğrenci gruplarını algı yönetimi ve saldırı/güç gösterisiyle sindirmeye çalışıyor.

        Her fırsatta Devleti ‘Kendisi gibi düşünmeyenlere yaşam hakkı tanımamakla’ itham eden PKK/BDP bölgede etkinliğinin devam ettirme adına siyasette, sivil toplumda ve üniversitelerde kendisi gibi düşünmeyenlere hiçbir şekilde yaşam hakkı tanımıyor.! PKK’nin son dönemde bölgedeki muhaliflerine 1978-1984 arasında ‘Apocular’ ismiyle diğer Kürt siyasi hareketlerine karşı yürüttüğü politikanın aynısını yürütüyor. Son dönemde KDP’ye yani Berzani’ye, Şivan Perver’e, HüdaPar’a, Ak Parti’ye ve diğer İslami hassasiyete sahip STK’lara karşı yürüttüğü sindirme politikaları bunun en açık göstergesidir.

      Tabi gerekçeler ve metod Kemalist sistemle aynı, onlardan farklı cümlelerle konuşan her kim varsa ‘ajan’,’işbirlikçi’,’satılmış,’menfaatçi’ yaftasıyla toplumunun dışına itilip ötekileştiriliyor. Siyasi alandan sıkıştıkça, tedirgin oldukça da silaha ve şiddete ve sindirme politikalarına başvuruyor.

        Parti içinde de ayrı fikirler ve savrulmalar oluyor; bir milletvekili süreci iyi idare ediyor diye MİT’e teşekkür ederken, diğer vekil MİT’i süreci sabote etmekle suçluyor.

        Silahsız/Çatışmasız bir süreçle oluşacak güven ortamında Kürtlerin kendilerine itiraz edebileceklerini bildikleri için de bu ihtimali bertaraf etmek adına yaptıkları tüm algı yönetimi ve baskıya rağmen kendilerine karşı son yüzyılın en cesur eylemine engel olamadılar.

        Evet Diyarbekir’den bir çığlık yükseliyor son günlerde Annelerin ‘PKK Çocuğumu geri ver’ çığlığı bu. OHAL döneminde Polis/Asker/Jitem tarafından alınıp bir daha haber alınamayan kişilerin annelerinin (Barış Anneleri/Cumartesi Anneleri) çığlığı gibi bir çığlık, bu sefer muhattap Devlet değil PKK.

        Muhattap başka ama konu aynı; Yine Annelerin yüreğinden çıkan bir çığlık ve yine ölüme giden çocuklar için bu eylem. Geçmişten bugüne kadar bir annenin yüreğinden evladı için çıkan çığlığı hiçbir güç susturamadı bugün de susturamayacak.

          ANF istediği kadar Kemalist sistem refleksiyle bu aileleri ‘Türk Devletinin Özel Harp Dairesi üyesi’ ilan etsin, istediği kadar ‘Oyuna gelen masum anneler’ ilan etsin sonuç değişmeyecek. Nasıl ki Devletin Barış Annelerini susturamadıysa, PKK de bu Anneleri susturamayacak.!

        Dünyanın Terör listesinde yer alan PKK’nin ANF’de yaptığı açıklamada ‘Örgüte katılanların yaşları küçük değil biz Uluslararası sözleşmelere tam olarak uyuyoruz’ demesini de bu olaya dair yapılmış en iyi espiri olarak değerlendiriyorum.

         Ben buradan Barış Annelerine sesleniyorum; Anne her yerde ve her zaman annedir. Bu eylem sizin için de bir samimiyet sınavıdır, buyurun Diyarbekir’de ‘PKK Çocuğumu Geri Ver’ diyen annelerin yüreğine yürek katın, seslerine ses katın sizin evlatlarınızı alan her kimse beraberce onlardan evlatlarınızı isteyin.

       Ve BDP vekilleri, evet belki bu çocukların PKK’ya katılımında sorumluluğunuz olmayabilir ama evlerine döndürülmesinde sorumluluk üstlenmeniz gerekir. Bu minvalde BDP Eş Başkanı Selahattin Demiştaş’ın bu ailelerle görüşmesi ve Kandil ile görüşme sözü vermesi bu yolda sonuç almak içim önemli ve sevindirici bir gelişmedir.

       Son olarak da PKK, yıllarca çatışma ortamında korku ve ötekileştirme üzerinden bu halkın önünde yükselttiğiniz korku SURLARINDA bu annelerin çığlığıyla bir GEDİK açıldı, bunun devamı da gelecek. Sadece Devlet değil siz de bu halka çocuklarının hesabını vereceksiniz. Bu sizinle de kalmayacak Çözüm/Barış süreci devam ettikçe bölgede huzur ve güven ortamı oluştukça bu halk çocuklarının ve kaybolan yıllarının, mallarının hesabını Devletten de, sizden de, koruculardan da ve diğer tüm güçlerden de daha yüksek sesle isteyecektir…

       Bu bölgede bu ümit verici çığlıkları duymamıza zemin hazırlayan, barış ve güven ortamının oluşmasında ve devamında emeği geçen/geçecek olan her kim varsa Allah ondan/onlardan razı olsun, onlara evlat acısı yaşatmasın, yüreği evlat acısıyla yanmış annelerin dua ve şefaatine nail kılsın. Amin.

       Selam ve dua ile…