Hükümetin ülke barışını sağlamak  ve  1921 Türkiye’sinde var olan birliği tesis etmek için başlattığı Barış Süreci ile beraber, yeni  ve eski  tartışmalar hız kazandı.

Hiç Şüphesiz eski raflardan çıkarılan bayat tartışma konularından biri de TÜRKLÜK..! Bir grup Milliyetçi, Irkçı, Ulusçu cephe siyasetçileri  ve akademisyenlerinin yayınladığı TÜRKLÜK bildirisi ile başlayan bu tartışmanın kaynağına inip baktığımızda; Sultan II.Abdülhamid’in İslam Kardeşliği temelinde oluşturmaya çalıştığı toplumsal sözleşmeye karşı,  1910 yılında İttihat ve Terakki fırkasının getirdiği Türklük Sözleşmesidir. Tarihsel adımlara baktığımızda;

Türkiye Cumhuriyetinin ilk anayasası olan; 1921 Anayasasında (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) hatta 1923 değişikliklerinde dahi Anayasanın hiçbir yerinde Türklük, Türk Devleti, Türk Milleti, Türk Ordusu tabirleri yer almamaktadır.

 

1921 Anayasasında Devletin kendisine ‘’Türkiye Devleti’’ halkına ön eksiz ‘’Millet’’ dediğini, Cumhurbaşkanına da ‘’Türkiye Reisicumhuru”  ve yine tüm metinlerinde başında “Türkiye’’ olan tabirlerin kullanıldığını görüyoruz.

 

Sonraki yıllarda bu Anayasaya defalarca müdahale edilerek  içeriğinin değiştirildiğini ve var olan ruhundan epeyce uzaklaştığını görüyoruz; 1924, 1928, 1931, 1934, 1937 yıllarında yapılan her müdahaleden sonra  Anayasa içeriğinde “Türk”, ‘’Türk Devleti’’, ‘’Türk Ordusu’’, “Milliyetçi”, “Halkçı”, “Devletçi”, “İnkılapçı”, “Laik” tabirlerinin sıkça zikredildiğini görüyoruz.

Sonrasında 1960 Milli Birlik komitesince hazırlanan Anayasada TÜRKLÜK vurgusunun dozajı iyice arttırılmış, “Türk yurdu, Türk vatanı, Türk ordusu, Türk cumhuriyeti, Türk milleti” tabirleri sıkça yer almıştır. 1980 Anayasası ile bir adım daha öne gidilmiş Türk kelimesinin önüne bir de ‘’Yüce’’ tabiri eklenmiştir.

 

Hiç şüphesiz bugün yaşadığımız ve çözmek için mücadele ettiğimiz tüm sorunların kaynağı 1924 ve sonrası Anayasaların dayatmacı tek tipçi ceberrut anlayışıdır. Bu sorunlara kalıcı çözüm üretebilmek için; imtiyazlarını kaybetmek istemeyen -aslında çoğunun da Türk olmadığı-  bir azınlığın Irkçı çığlık ve tehditlerine kulak asmamak gerekmektedir.

 

Tartışma götürmez bir gerçek şu ki; Birileri Anayasa’da TÜRKLÜK dayatmasında bulunursa mutlaka karşılarında KÜRTLÜK, ARAPLIK…  gibi  haklı (veya onlar kadar haksız) talepleri de bulacaklardır.

 

Hükümetin başlattığı Barış Süreci ile Devletin Halkı ile olan sorunlarını çözerek, özüne döndürmeye çalıştığı Türkiye’ye yeni bir Devlet Aklı ikamesi için yapmaya çalıştığı ve Toplumsal barışı sağlayacak olan Yeni Anayasanın, ne ruhunda ne de metninde kesinlikle bir Etnik vatandaşlık tanımına yer verilmemelidir. TÜRKİYELİLİK çatısı altında, Eşit Yurttaşlık temelinde tüm halkların kendilerini ÖZDE vatandaş olarak hissedebileceği bir Toplumsal Sözleşme yapılmalıdır.

 

TÜRKLÜK bildirisi yayınlayan sözde Aydın tayfasına da; TÜRKLÜK hastalığından kurtulup, TÜRKİYELİLİK tanımına alışmalarını tavsiye ederim…

 

Selam ve Dua ile…