Vesayet kısaca; halk için neyin iyi olduğunu, halktan daha iyi bildiğini sanan militarizmin, sivil irade üzerine kurduğu/kurmaya çalıştığı tahakkümün adıdır.

Tabi bu tanım hüsnü zan ile bakılınca öyledir, gerçekte vesayet; bir halkı istediği şekilde dönüştürmek, istediği gibi sömürmek ve halktan daha imtiyazlı olmak için veya imtiyazlarını kaybetmemek için halk üzerinde tahakküm kurmaktır.

Osmanlı tarihinde de askeri darbeler ve ordu üzerinde etkili olanların isyan veya entrikalarla padişah üzerinde etkili olma girişimleri –başarılı veya başarısız- hep olmuştur. Bu girişimlerin en karanlık olanı hiç şüphesiz uluslararası güçlerin de hem direk hem de dolaylı olarak müdahil olduğu; bugün hala bedelini ödemeye devam ettiğimiz, Sultan Abdülhamit Hanı devirme operasyonudur ki bu Siyonizm’in bu coğrafyada bu strateji ile dilediğini yapabilme yolunu açmış, cesaretini vermiştir.

Dünyanın tümünde askeri vesayet ve askeri darbeler olmuştur, vardır ve olacaktır. Ancak bizim ülkemizde ittihat ve terakki’nin Abdulhamid hanı devirmesiyle başlayan ve sonra da gelenekleşen askeri darbeler bir kesimde tiryakiliğe varacak bir hastalığa sebep olmuştur.

İşte bu; Dünyanın neresine giderse gitsin; Fikirleri, yaşam şekli, söylem ve sloganları ile faşist olarak kabul görecek ama burada kendini sosyal demokrat/eşitlikçi/halktan yana olarak tanıtan bizim de bu sebeple sadece ‘Sol’ demekle yetinmeyip ‘Türk solu’ diye tanımlandırdığımız Beyaz Türkler (Jön Türkler) ve bunların Kürt versiyonundaki bu askeri vesayet tiryakiliği son on yılda ciddi bir evrim geçirdi ve son olarak ta çözüm süreciyle başlayan savrulmaları onları tamamen deşifre etti.

Uzun yıllardır milletin iradesi üzerinde askeri darbelerle veya darbe dönemlerinin kurum ve yasaları ile tahakküm kuran, milletin ensesinde boza pişiren bu elit kesim; Darbe dönemlerinin kurum ve yasaları kendilerinin imtiyaz alanını korumak için yetersiz kalınca ‘ORDU GÖREVE’ pankartı ile sokağa çıkar; görsel ve yazılı medyalarında ‘Genç subaylar rahatsız’ ve ‘İsmini vermek istemeyen üst düzey bir askeri yetkili…’ cümlesiyle başlayıp milletin iradesi olan sivil hükümetlere muhtıra ile ayar verme ve yolsuzluk, özel hayatı ifşa haberleriyle siyaset kurumunu itibarsızlaştırma teşebbüsünde bulunurlar.

Son on yılda hükümetin Yeni Türkiye’yi kurma hedefiyle gerçekleştirdiği sessiz devrim olarak adlandırdığımız demokratikleşme ve sivilleşme adımlarıyla Türkiye Cumhuriyeti ordusu ve subayları bu elit zümrenin (BARO, TÜSİAD, DİSK, KESK, CHP, İP, TİSK, TESK, TÜRK İŞ, ODTÜ) ‘Kullanışlı argümanı’ olmaktan çıkınca önce bir savrulma yaşadılar, sonra bir ara toparlanıp ‘Gezi Ruhu’ diye bir ucube uydurup atağa geçmeye çalıştılar ama devam eden çözüm süreci nedeniyle kendilerinin Kürt versiyonunu sahaya süremeyince başarılı olamadılar.

Tiryaki oldukları vesayet rejiminin ilacı, onların Kürt versiyonlarının desteğinde gizliydi ve bu desteği almak için önce kendileri ile masum bir siyasi ittifak kurdular (Türk solu-Kürt solu ittifakı ile kurulan HDP) henüz bu ittifak vesayet rejimini inşa etmeden Kürtleri dönüştürmeye faaliyetine başladılar.

Bu dönüştürme girişiminde; Namus meselesi ile on binlerce adam öldüren ve hala kan davaları devam eden Kürt halkını LGBT’ lilerin avukatı yapabildiklerine, Kürt kadınlarına ‘Namus kabustur’ ve ‘Biz kimsenin namusu değiliz’ pankartlarını taşıttıklarına göre önemli oranda başarılı olduklarını da söyleyebiliriz.

Bugün bu coğrafyanın şehirlerini savaş alanına çeviren, yaşanmaz kılan, sokakları terörize eden, halka huzur bırakmayan, yüzü maskeli, çoğu madde bağımlısı Vandallardan oluşan YDG-H adlı yapılanma da işte bu ittifakın öğretileri ile kurulan DHKP-C ve TİKKO’ nun Kürtçe versiyonudur.

Çözüm sürecinin başından bu yana süreci sabote etmek için ellerinden geleni yapan bu Jönler, daha dün; ‘PKK yok kesiyor, araç yakıyor, adam kaçırıyor, kepenk kapattırıyor, adam öldürüyor neden PKK’yı vurmuyorsunuz siz iktidarınızı sürdürmek için bölgeyi PKK’ya sattınız/devrettiniz’ diyorken bugün; ‘ Siz iktidarınızı sürdürmek için PKK’yı vuruyorsunuz, çocuklarımız sizin iktidarınız için şehit oluyor’ diyerek PKK’nın başlattığını ilan ettiği ‘Devrimci halk savaşını’ ve yaptığı yüzlerce terör eylemini görmezden gelerek PKK’nın silahını kutsuyor ve Mekap marka ayakkabısını yalıyorlar.

İşte tüm bu olanları, bu ittifakları, düşmanların birbirlerine olan aşklarını, katilleri ile dans edenleri anlamaya çalışırken; ODTÜ’de ‘Hey ! işte bu yüzden’ mealinde bir pankart bize her gün Kandil’e gidip; ‘yerlere izmarit bile atmıyorlar’ haberi yapanları, DHKP-C, TİKKO gibi terör örgütlerinin de içinde bulunduğu vesayet tiryakisi kuruluşları ‘Demokrasi güçleri’ diye pazarlayanları ve ‘ismini vermek istemeyen üst düzey bir askeri yetkili…’ manşeti yerine bu defa da ‘Üst düzey bir KCK yetkilisinden Erdoğan’a/hükümete uyarı’ mealinde haberlerin amacını gösterdi.

Evet düne kadar ‘ORDU GÖREVE’ diyen vesayet tiryakisi elitler ordu, artık ‘kullanışlı argüman’ olmaktan çıkınca ‘PKK GÖREVE’ pankartı ile sokaktaydı.

Bugün için tiryakiliklerine merhem olarak gördükleri ‘kullanışlı argüman’ PKK’nın silahına sarılan, Mekap marka ayakkabısını yalayan bu yüzü kızarmaz, insaf bilmez, kan üzerinden vesayet inşa eden omurgasız güruh yıllardır sözde düşmanlık ettikleri, emperyalist dedikleri ABD ve NATO’yu Türkiye’ye müdahale etmeye zorlamanın alt yapısını oluşturmaya çalışıyorlar.

İki yıldır Paralelcilerle birlikte; ‘Türkiye İŞİD’ e destek veriyor’ yalanıyla Türkiye’yi teröre destek veren ülkeler listesine koyamayan bu postal yalayıcıları bu defa da; Sözde özerklik ilanları ile şehirleri terörize etmek, Kürtlere devrimci halk savaşı başlattırmak, ‘Gezi Ruhu’ ile de batıda DHKP-C ve TİKKO ile destek vererek ülkeyi Suriye’ye çevirmek ve uluslar arası bir müdahaleye zemin hazırlamak istiyorlar.

Ben de bu vesayet tiryakilerine diyorum ki; Benim tanıdığım Kürtler, siz dedelerinin katili olan Türk solunu, bin yıllık Kaderdaşları ve dindaşları olan Türklere tercih etmez, sokağa çıkmaz, size ‘Devrimci halk savaşı’ yaptırmaz ve derdinize ilaç olmaz.

Hadi başka kapıya.!