Bismillahirrahmanirrahim.

Bizi iman ile şereflendirip, sevgi ve şefkat Medeniyetinin mensubu kılan Halık-ı Zül Celale hamdolsun, sonsuz salat ve selam habibi Muhammed Mustafa’nın üzerine olsun. Allah’ın selamı, rahmeti, bereket ve mağfireti hepinizin üzerine olsun.

İZİN ya da BİLİNÇ malumunuz olduğu üzere: Düşüncenin, algılamanın, belleğin, duygunun, isteğin ve düşlemenin yani bilincin ve zekânın kolektif görünüşlerini kapsar. Zihin bilinç akışı olarak tanımlanabilir. Bir insanın duygu ve davranışlarına yön veren ruhsal süreç demektir.

 

Yani gönlünüze gelen ve oradan dilinize gelen ve oradan davranışlarınızı belirleyen herşey önceden zihninizde var olandır. Hani ‘Dervişin fikri neyse zikri de odur’ derler ya işte sizin zihninizde ne varsa dilinizde ve gönlünüzde de o olur.

 

İNŞA ise bir bina gibi temelden çatıya bir bütünü kapsar. Bunu bir insana uyarlayacak olursak; Fikir, irade, ifade, ahlak, giyim tarzı, kişilik, omurga, duruş, insanlarla münasebet, olaylara bakış açısı ki traş şekline kadar herşeyi kapsar.

 

Peki biz kendimizi neye göre inşa edeceğiz ve neden inşa etmemiz gerekiyor.?

Biz sevgi ve şefkat Medeniyetinin mensubu olanlar kendi medeniyetimizin maruf değerlerine sahip iken, Dünyaya hakim idik ve dünyaya hak ve adaleti hakim kılmış idik.

 

Dünyayı HAK ekseniyle yönetiyor; İnsan hakları, savaş hukuku, kadın hakları, aile yapısı, komşuluk ilişkileri, ticaret hukuku kısaca her alana dair Hakkı ve haklıyı üstün tutan bir anlayışla özgürlüğü, güvenliği, refahı ve adaleti herkese yaymıştık.

 

Mensubu olduğumuz İslam medeniyeti; Sefkati, Merhameti, Hakkı ve Adaleti emrettiği için, bizler; ‘Zulüm bizden ise ben bizden değilim’ diyenler ve insanlara ‘Ya dinde kardeşimiz ya da insanlıkta eşitimiz’ olarak görenlerdik.

 

Bu coğrafyada tek millet idik yani Millet-i İbrahim idik. Cumhurbaşkanının ‘tek Millet’ dediği işte o Millet-i İbrahimdir. Kürdü, Arabı, Türkü, Acemi, Arnavutu kısaca anasırı İslam olan yani İslam unsuru olan ırkı ne olursa olsun milletlerin bütünüdür. Birilerinin siyasi propaganda ile zihnimize sokmaya çalıştığı ve kendi Irkçılıklarına gerekçe olarak göstermek istedikleri gibi kasıt ‘Türk Milleti’ değildir.

 

Hani merhum Mehmet Akif diyor ya;

Hani milliyetin İslam idi kavmiyyet ne.?

Sarılıp sım sıkı dursaydın a milliyetine.!

Arnavutluk ne demek var mı ki şeriatta yeri.?

Küfrolur başka değil kavmini sürmek ileri…

Bizler TEK MİLLET iken; İslam olan herkese ırkına bakmaksızın öz kardeşimiz olarak görüyor ve şekilde muamele ediyorduk, bizimle birlikte yaşayan islam olmayan; Ermeni, Ezidi ve diğer tüm gayri Müslimlere de insanlıkta eşitimiz olarak muamele ederdik. Çünkü bizler Medine’de gayri Müslim cenazesi geçerken de ayağa kalkan ve Kuşu ölen çocuğa cenazeye giden Şefkat Peygamberinin ümmetiyiz.

 

Bizim şiarımız Türklük ve Kürtlük değil Ümmet idi. Ümmet kök olarak Annede sözcüğünden gelmedir. Siz hiç kendisini, nefsini evladına tercih eden bir anne gördünüz mü tabi ki hayır işte biz bu şiar ile ümmetin tüm mensuplarını kendi nefsimize tercih ediyorduk. Biz sadakayı aşmış ve Allah’ın Kur’an’da övdüğü İSAR’ı kendimize şiar edinmiştik. İhtiyacımız olan son lokmamızı kendi nefsimizden feragat ederek kardeşimize veriyorduk.

 

Bizler ‘BANA NE’ demiyorduk çünkü biz ‘Emri bil maruf nehyi anil münker’ ile mükellef olduğumuzun bilinciydeydik. Biz saadetimizi başkasının felaketi üzerine inşa etmezdik o yüzden de Tefeciliğe, kumara, bahise asla yol vermezdik. Bizde benim çoğum başkasının çocuğu diye bir ayrım yoktu. Biz başkasının çocuğu dediğimiz çocuğun katil olunca bizi öldüreceğini, hırsız olursa bizi soyacağını, tinerci olursa bizim çocuğumuza bulaşacağını kısaca hep birlikte bir aile olduğumuzu akledebiliyorduk.

 

Biz LA İLAHE İLLALLAH dediğimiz için özgür ve dünyanın ÖZNESİYDİK. Özgürlük sadece Allah’a kul olmak geriye kalan her türlü gücü red edebilmektir. Özgürlük birilerinin şeytanın avukatlığını yapıp bize SINIRSIZLIK olarak pazarladığı hezeyan değildir. İnsanın, Müslümanın sınırları vardır ve bu sınırları özümseyip korumalıdır.

 

Peki ne oldu bize.?!

Biz ne ara; Irkımızı dinimize, kendimize de öz evladımıza tercih eder olduk, ne ara ‘bana ne’ci olduk, ‘Allah ne der’ demeyi unutup ‘falancalar ne der’ diyenler olduk. Anne babamıza asi olduk, büyüklerimize sana ne dedik, tarihimizi ve geçmişimizi inkar eder olduk..?!

 

Evet.!

Biz değerlerimizde ısrarı bırakınca Batılılar geldi; Demokrasi, Özgürlük, İfade Özgürlüğü, Kadın eşitliği, Zenginlik, Çağdaşlık gibi süslü sözlerle bizim zihnimizi esir aldı.

 

Zihnimi nasıl esir aldılar.?

Bize ‘bırakın çocuktur, büyüyünce öğrenir’ dediler ama onlar trilyonlarca harcayıp çizgi filmlerle çocuklarımızın zihinlerini esir aldırlar.

Şimdi hanginize sorsam ‘İlk insanlar, taş devri insanları nasıl bişeydi.? Bana ‘Kıllı, beli bükük, elbisesiz, önünü ve arkasını bir incir yaprağıyla kapatmış biri’ dersiniz. Halbuki; Allah Kur’an’da bize ilk insanın Hz.Adem olduğunu, peygamber olduğunu, ona eşyanın adını öğrettiğini söylüyor.

Hz. İdris’in terzi olduğunu söylüyor, peki Hz.İdris incir yaprağı mı dikiyordu.? Terzilik diye bir meslek varsa demek ki kumaşta var, model de var, giyim de vardı.

Hepimizin zihnine suyun kaldırma kuvvetini Arşiment buldu diye yerleştirdiler ama biz hiç Kur’ana bakıp Hz. Nuh şimdi bile yapamadığımız o muhteşem gemiyi nasıl yaptı demedik. Gemi varsa; Marangozluk da var, Demircilik de var, Matematik de var, Geometri de var ve en önemlisi SUYUN KLADIRMA KUVVETİ ilmi de vardı.!

 

İşte bizim çocuklarımızın zihnini çizgi filmlerle esir aldırlar, sonra o çizgi kahramanların oyuncaklarını yapıp evimize girdiler çocuklarımızın en yakını oldular, ‘Muhammed ve Aişe’ ismi söylenirken kalbi titreyen bizlerin çocuklarını ‘Callio, Batman, Süpermen’ isimlerine aşina ve aşık ettiler.

Sonra dizi filmlerle bize, flörtü, zinayı, alkolü normal gösterdiler, kötülüğü hepimizin içine yaydılar ve sonra bizim içimizdeki batı aşıkları görevi devraldılar.

İlericiliği, çağdaşlığı batının çıplaklığını, sınır bilmez, ahlaksızlığını, alkolünü, felakete götüren aile yapısını taklit etmekte gören içimizdeki adı Kemal olan, Mustafa olan, İsmet olan, Cemal olanlar devreye girdiler.

Hepimizin kahkaha ile izlediği Yeşilçam’ın Kemal Sunal filmleri ile çocuğumuza vermekten onur duyduğumuz Allah’ın ayının adı olan ‘ŞABAN’ ismini ‘Ramazan’ ismini alay konusu yapıp çocuğumuza veremez hale getirdiler. Ellerini öpüp dua istediğimiz bize dinimizi öğreten imamlarımızı üç kağıtçı rolü ile karşımıza çıkarıp zihnimize işlediler. Bizi güldürerek bizden ettiler ve biz bunun farkına varmadık.!

 

Sonra Kur’an alfabemizi değiştitip bizi dedelerimizin mezar taşını bile okuyamaz hale getirdiler, biz TEK MİLLET yani Millet-i İbrahim olmaktan çıkarım IRK’a dayalı guruplara böldüler yetmedi bir de dili sadeleştirme adı altında Dilimizden dinimizi ve duamızı aldılar. ‘Selamün Aleyküm, Allah’a emanet ol, Allah şifa versin, Allah’a ısmarladık’ diyen bizlere köksüz, tarihsiz ve anlamsız olan; ‘Günaydını, Tünaydını, Geçmiş olsunu, Kendine iyi bakı, bay bayı’ öğrettiler.

 

Sonra da bunların KÜRT versiyonu ortaya çıktı şimdi de onlar zihnimize ve dilimize bu operasyonları yapıyor. ‘Selamün Aleyküm, Xwede ji razi be, Xwede şifa bide te, Emanete Xwede bi, Bi Xetr u silamet’ diyen biz Kürtlere ‘Rojbaş, Şevbaş, Dem xweş, li xwe baş binere, spas’ gibi taritimizde ve geçmişimizde olmayan kelimeler öğreterek dilimizden dinimizi ve duamızı alıyorlar.

 

Bize ‘İfade Özgürlüğü’ sloganı ile sınırsızlığı pazarlıyorlar ama ‘İrade Özgürlüğü’ olmadan ‘İfade Özgürlüğü’ olmayacağını ve iradesi özgür olanların da sadece Allah’tan başkasına kul olmayanlarda olduğunu bilmiyorlar. Onlar bizim İrade özgürlüğümüzün olmasını istemiyorlar çünkü ÖZNE olursak onların artık bizi süslü sloganlarla kandıramayacaklarını biliyorlar. Bizim irademizi esir alarak bize ifade özgürlüğü getirmeyi vadediyorlar. Çünkü İradeniz kimin elindeyse onun cümleleri ile kendinizi ifade edeceğinizi çok iyi biliyorlar. O nedenle ‘Bizim irademiz FALANCA kişidir’ sloganını cümlelerinden eksik etmiyorlar.

 

Bize ‘Kadın erkek eşitliği ve Cinsiyet özgürlüğü’ sloganlarıyla Kadınlarımızın bizim NAMUSUMUZ dediğimiz ve uğruna öldüğümüz bedenlerini sakız reklamlarında, araba reklamlarında, vahşi ve vampir kapitalizmin metası haline getiriyorlar. ‘Özgür kadın Özgür toplum’ sloganıyla kadınımıza ‘Biz kimsenin namusu değiliz’ pankartı taşıtıyorlar.!

 

İşte şimdi bütün bunları bildikten, gördükten ve yaşadıktan sonra; Yeniden dirilmenin, Yeniden Özne olmanın, Yeniden Özgür olmanın, Yeniden İnsan olmanın, Yeniden Adam olmanın ve Yeniden Adem olmanın zamanıdır.

Bizler yeniden Adem olunca yeniden Millet-i İbrahim olacağız, yeniden ümmet olacağız, yeniden hakim olacağız ve yer yüzüne yeniden hak ve adaleti hakim kılacağız.!

 

Peki bunu nasıl yapacağız, neye göre yapacağız ve kim yapacak.?!

Bunu zihnimizi yeniden inşa ederek yapacağız, bir bina inşa eder gibi önce temelini kazıp, temizleyip, düzeltip yeniden inşaa olacağız.

Bu inşaayı Kur’an, Sünnet ve Örfümüze göre yapacağız. İşe La İlahe İllah’ın hikmeti formülünü çözüp yapacağız.

Önce LA diyeceğiz, Zihnimize yerleştirilen tüm putlara; Irkçılığa, Bencilliğe, Bana neciliğe, Özgürlük adı altındaki sınırsızlığa, Çağdaşlık adı altındaki ahlaksızlığa, Aydın adı altındaki diploma putuna,

Tüm bu putları yıkıp, zihnimizi temizledikten sonra yani temeli kazdıktan sonra binayı inşa etmeye başlayacağız İLLALLAH diyerek.

Evet ancak ve ancak Allah var, biz de ondan başkasına asla boyun eğmeyen iradesi özgür ve ifadesi özgür kulları olacağız.

Bundan sonra IRK, SERVET, MEFAAT, BEN pencerelerini kapatıp, islam ve insan penceresinden tüm olaylara bakacağız. Kim ne deri bırakıp Allah ne der diyeceğiz. Benim karım benim zararım demeyi bırakıp HAK diyeceğiz, HELAL diyeceğiz. Bizimkiler ve Onlar demeyi bırakıp ADALET diyeceğiz.

 

Bundan sonra idolümüz bir dizi kahramanı, bir çizgi film kahramanı, bir sanatçı değil, Kur’an ve Sünnet olacak. Bir sahabe efendimizi idol edineceğiz, bir alimi, tarihe damgasını vurmuş bu medeniyetin liderlerini idol edineceğiz.

Bizim kötü çevremiz diye bişey söylemeyeceğiz kendimizi inşa etme yolunda kötü arkadaşlarımız varsa onlara biz iyi çevre olacağız. Özne biz olacağız ve onları iyi yapan onlara iyi çevre olan biz olacağız.

Artık önce DİPLOMA deyip yarış atına dönüştürmeyeceğiz kendimizi, önce İNSAN önce EDEP önce İMAN diyerek inşa edeceğiz kendimizi. Biz inşa olduktan sonra zaten Diplomalar da saygınlık da kendiliğinden gelecektir.

 

İşte biz Kur’an ve Sünnete göre kendimizi inşa ettiğimiz zaman ADAM yani ADEM olduğumuz zaman;

Kişilik sahibi, sınırları olan, prensipleri olan, ayakları üzerinde duran bir insan olacağız. Ayakları üzerinde duran bir insan tasavvur edin, yukarıdan aşağıya önem sırasına göre dizilmiş o muhteşem yapıyı görün;

En üstte Akıl/Beyin var,

Sonra Kalp/Duygular,

Sonra Mide/İmkan/Sağlık,

Sonra Cinsiyet gelir…

İşte biz böyle ayakları üzerinde duran bir ADAM olunca, karşımıza çıkan her olayı; Önce Akıl süzgecinden geçirip doğru mu/yanlış mı, sonra Kalp süzgecinden geçirip Helal mi/Haram mı – Hak mı/ Değil mi diyeceğiz sonra MİDE/İMKAN süzgecinden geçireceğiz buna İmkanım var mı/yok mu-  Sağlıklı mı/değil mi  diyeceğiz ve sonra aklımıza cinsiyetimiz gelecek.!

 

Yani bir komşumuzun eşine, kızına/oğluna, sınıf arkadaşımıza bakınca önce erke/kadın olarak göremeyeceğiz. 4 süzgeçten sonra cinsiyet aklımıza gelecek. İşte o zaman aileyi ve toplumu yeniden inşa etmiş olacağız. İşte o zaman bir kadına Bacımız/Namusumuz/Emanetimiz/Annemiz gözüyle görmeye başlayacağız.

 

Biz böyle teraziyi doğru tutmaya başlayınca yeniden; Ticaretimiz, Münasebetlerimiz düzene girmeye başlayacak. İşte o zaman artık kimse bizi sokağa davet edemeyecek, vandallık yaptıramayacak. Çünkü artık biz terazilerini kurmuş, sorgulamayı bilen, Doğru ve yanlışı ayıran, Hak ve Adaleti bilen, başkasının kullana bildiği ve yönlendirdiği nesne değil iradesi özgür ÖZNE olacağız.

 

Biz işte böyle kendimizi inşa ettiğimiz zaman; Ecelin kaderi mutlak olduğunu bilecek ve hakkı haykırmak için şu örgütten, bu partiden, bu kişiden korkmayacağız, Allah’ın bize yazmadığını insanlığın bize getiremeyeceğinizi bileceğiz.

O zaman işte biz Şeref, mal, mülk yani kısaca Rızkın ancak Allah’tan olduğuna iman edip bir daha rızkımızdan endişe ederek Allah’tan başkasına eğilip bükülmememiz gerektiğini öğrenmiş olacağız. Bir daha da menfaat kaybetme korkusuyla kimseye yalakalık yapmayacağız ve zihnimizde yeni putlar oluşturup onlara esir olmayacağız.

O zaman evimize, sokağımıza, mahallemize, coğrafyamıza hak ve adaleti hakim kılmış olacağız.

 

Peki biz sadece buradakiler bunu yapabilir miyiz, dünyayı değiştirmeye gücümüz yeter mi.?!

Kur’an’a ve Tarih bakıp evet diyeceğiz.! Kur’an muhteşem bir şekilde bunu nasıl yapacağımızı ve kimin yapabileceğinizi söylüyor ve tarih bunu doğruluyor.! İl sureye bakın ‘Bakara suresi’ İsrail oğulları üzerinden Bencilliği, ahlaksızlığı, ırkçılığı, tefeciliği, sınırsızlığı, itaat etmezliği, hak bilmezliği, vefasızlığı, ayrımcılığı yani bugün dünyanın içinde bulunduğu tüm hastalıkları bize anlatıyor.

 

Sonra da ‘Ali İmran’ suresi geliyor yani reçete geliyor ! Bize bir toplumu içindeki kötüleri imha etmekle saadete götüremeyeceğimizi, yeni nesiller yetiştirerek bu saadeti bulacağımızı bu devrimi yapabileceğimizi HENNA isimli mübarek bir kadının Hak ve Adalete adanmış bir çocuk doğurması yani Meryem üzerinden öğretiyor. Nesil yetiştirmenin yani devrim yapacak nesilleri yetiştirmeye Anne karnından başlamamız gerektiğini bize öğretiyor.

Sonra da daha karınında iken Hak ve Adalete adadığı çocuğun tertemiz bir Meryem olacağını ve o Meryem’in dünyaya damga vuran, devrim yapan bir İSA doğurabileceğiniz bize gösteriyor.

Tarihe bakıyoruz.!

 

O çocuğun yaptığı devrimi görüyoruz; İsa’dan önce – İsa’dan sonra, Milattan önce – Milattan sonra…

 

Sonra da bu devrimin nasıl korunacağını ve nasıl devam ettirilebileceğiniz bize öğretiyor. NİSA suresi geliyor. Evet devrimi koruyacak ve devam ettirecek olanın da yine Meryemler olduğunu ve İsa gibi tertemiz çocuklar doğurarak mümkün olabileceğini bize öğretiyor.

İsa gibi temiz çocuklar doğurmak lazım hanım kardeşlerim ama İsa doğurabilmek için de Meryem kadar temiz olmak lazımdır.

Bu devrimi burada olan hepimiz değil içimizdeki bir Meryem yapmaya muktedirdir.! İçimizdeki bir İsa yapmaya Muktedirdir, içimizdeki Muhammed Mustafa’ya adanmış bir Selahaddin bir Alparslan bir Bediüzzaman bir Erbakan yapmaya muktedirdir.!

Önce İsa kadar Meryem kadar temiz olmak lazımdır ama o yüzden hanım kardeşlerimize sesleniyorum; Bir sınırı olmayanın hiç sınırı yoktur. Tesettürünüzü kıyafetinizden bakışlarınıza ve zihninine kadar özümseyip Allah’ın size verdiği değeri kendinize vererek kendinizi koruyun, bakışlardan ve herşeyden.

 

Bakın bunu bir erkek olarak söylüyorum; Her erkek lisede, üniversitede bir kızın elini tutmak, mesajlaşmak, flört etmek ister ama sıra evlenmeye gelince her erkek eli tutulmamış, mesaşlaşmamış, flört etmemiş kız ister. Yarın evlenilebilecek kızlar listesinde adınız olması için bugün kim ne derse desin adınızı eli tutulmuş kızlar listesine yazdırmayın. Kadınlar çok zekidir ve bir erkeğin bakışını çok kolay okur, kendinizi inşa etmede ilk bakış sizin son sınırınız olsun, iyi niyetli olmayan bir bakışı hemen defedin. O bakışa tebessüm ile karşılık verdiniz mi sınır yıkılır ve artık sonunu alamazsınız.!

Kendinizi inşa ederken erkekleri de hizaya getirin inşa edin. Siz küpeli, düşük bel, yırtık pantolonlu, acayip traşlı, bir dizi kahramanını kendine idol edinmiş erkeklere yüz verdikçe size yaranmak için sayıları artıyor. Yarın her biriniz böyle bir erkekle evlenmek zorunda kalırsınız ve her sabah kocanızla ‘Bu küpe benim bu küpe senin’ kavgasına girer ‘sen benim pudramı neden kullandın’ diye kavga edersiniz.!

 

Sizin size ait bir stiliniz olsun; Selamınız, vedanız, yemeniz, içmeniz, çalışmanız, duşunuz, konuşmanız, susmanız, traşınız hatta saçınızı tarama şekliniz bile Kur’an, Sünnet ve örfünüze uygun olsun. Taklitçilik, özenme, yaranma sizin asla zihninizde yer bulmasın.

 

Evet kendinizi inşa edin; Ümmetin mazlumları Arakan’da, Gazze’de, Çeçenistan’da, Suriye’de, Kobani’de, Doğu Türkistan’da, Somali’de, Etiyopya’da, Afganistan’da sizi bekliyor.!

İnsanlığın son adası olan bu coğrafyadan bir Yavuz, bir Alparslan, bir Selahaddin bekliyor. Sadece Ümmetin mazlumları değil, Newyork’un, Paris’in arka sokaklarında fuhuşa, uyuşturucuya, sokağa, açlığa terk edilmiş insan kardeşlerinizde bu coğrafyadan çıkacak yeni bir Tarih bin Ziyad bekliyor.!

 

Yer yüzüne Hak ve Adaleti hakim kılma, refah ve saadeti götürme görev ve mesuliyeti bizdedir. Biz Allah’ın hükmünü Allah’ın mülküne hakim kılana kadar bu kavgayı vermek zorundayız.!

 

Kulaklarınızı Özgürlük adı altında ırkçılığı ve faşizmi size pazarlayanlara, Cinsiyet eşitliği sloganı ile size ahlaksızlık satanlara kapatın. Kınayıcıların kınamasına aldırış etmeden Herkes için Adalet yolunda arkanızdan kimin geleceğine bakmaksızın yürüyün.

Irkı, dini, dili ve rengi ne olursa olsun insanları ikiye ayırın zihninizde; Şerefliler ve Şerefsizler diye, Namuslular ve Namussuzlar diye, Zalimler ve Mazlumlar diye ve siz hep Şerefli, Namuslu ve Mazlum olanlardan yana olun ırkı, rengi, dini, dili ne olursa olsun onları kendinize kardeş ve yoldaş edinin.

Sizler kudreti sonsuz olan Allah’ın kulları; Hayalleriniz büyük olsun, vizyonunuz geniş olsun, kendinize ve ırkınıza dair değil, insanlığı kurtarmak için hayalleriniz ve gayretleriniz olsun. Kendi Medeniyetinizin değerlerini özümseyin, savunun ve kavgasını verin.

Bir kavganız bir davanız olsun KUDÜS adında, Mescidi Aksa adına, Ümmet adında, Millet-i İbrahim adında, Yeni bir dünya adında…

 

Bir Meryem olmayı, bir aişe olmayı, bir Hatice olmayı hayal edin bu dava adına, bir Selahaddin olmayı, bir Alparslan olmayı hayal edin Kudüs’ten insanlığa yeniden adalet ve barış dağıtma adına…

Yeniden dirilme ve inşa olma duasıyla;

Yolunuz ve bahtınız açık olsun, rızkınız bol, cesaretiniz tam olsun, dostlarınız sadık, sözünüz hak ve etkili olsun, rabbim sizleri sadık ve emin olanlardan eylesin.

Allah’a emanet olsun.Es’Selamü Aleyküm we Rahmetullahi we Berakatühü. Daimen, ebeden İnşaallah…